EKONOMİSTLER
Friedrich Engels
Friedrich
Engels, 1820de Prusyanın Romanya Eyaleti'ne bağlı Barmen Kenti'nde doğdu.
Fabrikatör bir ailenin çocuğu olan Engels, liseyi bitiremeden bir ticarethanede
çalışmaya başladı ve aynı süreçte bilimsel, politik eğitimine devam etti. Hegel
Doktrini'nden etkilenmesine rağmen, onun idealizmini reddetti ve materyalist
oldu.
Engelsin İngiltere Manchester işçilerini yakından tanıması, sosyalizmin eyleme
aktarılması düşüncesinin onda olgunlaşmasına neden oldu. Buradan hareketle
"İngilterede İşçi Sınıfının Durumu" adlı eserini yazdı. Engels ve
Marx, birlikte, "Komünist Manifesto"yu yazdılar. Manifesto, bütün
dünya işçilerini birleşmeye ve mücadeleye çağırır.
Engels, sosyalizmin kurucularından biri olmanın yanı sıra kararlı bir
militandır da. İşçilerin örgütlenmesi mücadelesi ve taktikleriyle yakından
ilgilenmiştir. Yine "Ailenin, Özel Mülkiyetin, Devletin Kökeni",
"Doğanın Diyalektiği" gibi eserlerle doğa ve toplumun gelişimine ait
materyalist görüşler ileri sürmüştür. 1895 yılında ölmüştür.
Adam Smith
İskoçyalı
ekonomist ve filozof olan Adam Smith (1723-1790), Glasgow ve Oxford
Üniversitelerinde öğrenim görmüş ve daha sonra Glasgow Üniversitesinde ahlak
felsefesi profesörü olmuştur. Çok geniş sahaya yayılan çeşitli yazıları vardır.
Ekonomi, bunlar arasında en önemlisidir.
Ekonomi örgütü hakkındaki görüşlerini etkileyen, doğal hukuka ilişkin
inancıdır. Doğal olaylarda bir düzen mevcuttur; bunu gözlem ve ahlâk hissi ile
tespit etmek mümkündür. Sosyal örgüt ve pozitif hukuk, bu düzene karşı
çıkacağına, ona uymalıdır.
Smithin 1776 yılında yayınladığı "Inquiry into the Nature and Causes of
the Wealth of Nations" adlı kitabı, üretim ve gelir dağılımı teorisini
içermekte ve bu prensiplerin ışığında geçmişi değerlendirmektedir. Politika
uygulamalarına da yer verdiği bu kitapta üzerinde önemle durduğu konu ekonomik
büyümedir.
Büyümenin itici gücünü, işbölümü oluşturmaktadır. İşbölümü, üretim artışına,
teknik ilerlemeye ve sermaye birikimine yol açmaktadır. İşbölümü, mübadele
gerektirmekte ve piyasanın büyüklüğü tarafından sınırlanmaktadır. Her insan
başkalarının elindeki malları arzu ettiği, çıkarlarına göre hareket ettiği için
mübadele meydana gelmektedir. Büyümeyi sağlayan diğer bir unsur sermaye
birikimidir. Büyümenin başarılı olması için toplumsal, kurumsal ve hukuksal
çerçevenin doğru yapıda olması gerekmektedir.
Smithe göre doğal hürriyet sisteminde her insan kendi çıkarlarını izlerken,
istemeden toplumun çıkarını da sağlamaktadır. Aslında Smith, tam rekabet
sistemine güvenmekte ve bu sistemin, kaynakların optimum dağılımına yol
açacağına inanmaktadır. Laissez-faire sistemini savunmasına rağmen, devlet
müdahalesinin gereğine de yer vermekte, yeni kurulan sanayilerin gümrük
tarifesiyle himayesine ve devletin üç ana fonksiyonu olan emniyet, adalet ve
altyapı yatırımlarına ağırlık vermektedir.
Büyümenin dışında Smith, mikro ekonomik sorunlar üzerinde de durmuştur. Ona
göne fiyatları tayin eden üretim maliyetidir. Rant, fiyatı tayin etmemekte,
rant fiyat tarafından tayin edilmektedir.
Smith, ücretleri açıklamak için çeşitli teoriler öne sürmüştür. Ücretlerin
asgari geçim düzeyinde oluşması bunlardan biridir. Smithe göre kâr, zamanla
rekabet ve kârlı işler bulma güçlüğü sonucunda düşecektir.
Merkantilist ve fizyokrat düşünce sistemlerine karşı çıkan ve dış ticareti
savunan Smithin en önemli teorik katkısı, tam rekabet altında kaynakların
optimal etkin dağılımı hakkında ilk analizi geliştirmiş olmasıdır. Smithden
önce ekonomik tartışmalar vardı, Smithden sonra ise insanlar ekonomiyi
tartışmaya başladı.
Jean-Baptiste Colbert
1619-1683
arasında yaşamış Fransız siyaset adamı. Bir kumaş tüccarının oğlu olan Colbert,
başbakan durumundaki Kardinal Mazerin'in hizmetine girdi. 1654'te kraliçenin
kâtibi oldu. Daha sonra XIV. Louis'nin Maliye Bakanlığı'na getirildi. Yapılan
yolsuzlukları ortaya çıkartıp bu konuda mahkeme ve mali danışma kurulu
oluşturdu.
Fransa'da sanayi ve ticaretin gelişmesine önemli katkılar yaptı. Dokuma
fabrikaları kurdu, vergi işlerini düzene soktu, sigortacılıkla ilgili daireler
oluşturdu ve yasalar çıkardı. Böylece burjuva sınıfının yükselmesi ve
kurumsallaşmasında önemli rol oynadı. Özellikle vergi uygulamalarıyla halkın
tepkisini çekti. Colbertizm diye anılan pratik bir ekonomi sistemi geliştirdi.
John Maynard Keynes
1883-1946
yılları arasında yaşamış İngiliz ekonomist. Cambridge Üniversitesi'nde
matematik öğrenimini tamamladıktan sonra, bir yıl da A. Marshall ve A. C.
Pigou'dan ekonomi dersleri aldı. Bir süre İngiliz Hazinesi'nde çalıştı. Daha
sonra Cambridge'de öğretim üyesi oldu. I. Dünya Savaşı'nda yeniden Hazine'ye
döndü. Savaş sonunda toplanan Paris Barış Konferansı'na İngiltere Hazinesi'ni
temsilen katıldı. Ancak, Almanya'nın savaş tazminatı ödemesinin uluslararası
ekonomik sisteme zarar vereceği tezini kongreye kabul ettiremeyince bu
görevinden alınarak Cambridge'e döndü.
Savaştan sonra, ailesinden kalan mirasla mali spekülasyonlara giren ve buradan
büyük bir servet kazanan Keynes, çeşitli firmalara mali danışmanlık yaptı.
1929'daki ekonomik bunalım ertesinde, ekonomiyle ilgili görüşlerini topluca
koyduğu The General Theory of Employment, Interest and Money (İstihdam, Faiz ve
Paranın Genel Teorisi) eserini yayımladı.
II. Dünya Savaşı'ndan sonra uluslararasında kurulacak ekonomik ilişkilerin
belirlenmesi amacıyla yapılan toplantılara katıldı. 1944'de Bretton-Woods
Konferansı'nda İngiliz heyetinin başkanı olarak, ABD tezine karşı İngiliz
tezini savundu. 1946'da Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) ilk toplantısına
katıldı. Çalışmaları sonucu adıyla anılan ekonomi okulunu kurdu.
Thomas Robert Malthus
1766-1834
yılları arası yaşamış İngiliz ekonomist. Cambridge Üniversitesinden mezun olan
Malthus, bir süre İngiliz Kilisesi'nde papazlık yaptı. 1798'de An Essay on the
Principle of Population (Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme) adlı eserini bu
görevdeyken adsız olarak yayımladı. 1804'te East India College'a Tarih ve
Politik Ekonomi Profesörü olarak atandı ve ölünceye kadar burada kaldı.
Toplum mutluluğuna ilişkin sınırsız umutların, nüfus artışı ile her zaman maddi
üretim artışını geçeceği için boşuna olduğunu ileri sürdü. Nüfus artışı denetim
altına alınmadığı takdirde geometrik olarak artarken, yaşamı sürdürecek maddi
üretim aritmetik olarak artacak ve sonuçta açlık, savaş ve hastalık ortaya
çıkacaktır. Ancak kendi kendini sınırlama, bu artışı denetim altına alabilir.
Malthus'un nüfus teorisi, arkadaşı D. Ricardo ve onu izleyen iktisatçıların
sistemleri içinde sayıldı. Ekonomik iyimserlik konusunda bir fren görevi gören
bu teori, işçilerin ücretlerinin yaşamı sürdürecek en az düzeyde tutulmasına
yardım etti. Sanayi toplumlarının ortaya çıkışı, Malthus'un teorisini büyük
ölçüde çürüttü. Bu toplumlarda ulusal gelir, nüfus artışından daha hızlı arttı.
Ailenin büyüklüğü, doğum kontrolüyle isteğe göre belirlenebilir. Aşırı
tasarrufun üretim etkisini yok ettiğini savunan Malthus'a göre bir ulus,
refahını en üst düzeye çıkartmak için üretim gücü ile tüketim arzusunu
dengelemelidir. Malthus'un yaklaşımı ölümünden sonraki bir yüzyıl boyunca
ekonomik düşünce ve politikayı etkiledi.
Karl Marx
Marxın
çocukluğu ve gençliği Napolyon sonrası Avrupadan Fransız Devriminin tüm
izlerini silmeye uğraşan reaksiyoner Kutsal İttifak döneminde geçti. Aynı
dönemde Almanyada Fransadaki Temmuz devriminin yeni bir ivme kazandırdığı
liberal bir hareket vardı. Bu hareketin önderliğini Ludwig Börne ve Heinrich
Heine gibi şairler üstlenmişti. 1830ların sonuna doğru bu hareket, Genç
Hegelcilerin ortaya çıkmasıyla daha da radikalleşti.
Marx, Berlin Üniversitesinde hukuk ve felsefe eğitimi görürken bu grupla
ilişkiye geçti. Onlar arasında en genç üye olmasına karşın kısa zamanda yeni
bir Hegel olarak görülmeye başladı. Hegel felsefesinin diyalektik metodunu
kullanmasına rağmen, Hegelin tutucu öğretisini tamamen tersine çevirdi. Bu
yöneliş, daha 1841deki doktora tezinde bile görülür.
Marxın bu radikal demokrasi yönelimi, onun Fransız, İngiliz ve ABD
devrimlerini incelemesine neden oldu. Biraz da daha o zamandan bir komünist
olan Engelsin etkisiyle komünist oldu.
O döneme kadar komünist ve sosyalist düşünce, sistemin tutarlı bir eleştirisini
yapmış ve bunun üstüne rasyonel bir alternatif sunabilmiş değildi. Sosyalist
düşüncede bir yandan ütopyalar, bir yandan ücret artışlarını ve daha iyi yaşam
şartlarını hedefleyen reformcu, sendikalist görüş egemendi. Marx o zamana kadar
başarılamamış bir çabaya girişti. Hegelin yaptığını, onun düşüncelerini,
metodunu tepetaklak ederek ya da ayakları üstüne oturtarak yeniden yaptı:
Aristodan bu yana tüm toplumsal bilginin eleştirel bir sentezi.
Tarihsel ve çağdaş olayları rastlantısallıktan kurtaran ve zorunlu bilimsel
kuralların işleyişi ile açıklayan tarihsel materyalist yöntemini geliştirdi.
Buna dayanarak mevcut sistemin bütün bir eleştirisini yaptı. Buradan kalkarak,
gelecek toplumun genel ilkelerini öne sürdü. Bu toplumun şimdiki toplumdan
zorunlu olarak doğmasına neden olacağını öne sürdüğü güçlerin işleyişini
açıkladı.
Birçoklarının sandığı gibi sosyalizmi, kaçınılmaz olarak kendiliğinden
gerçekleşecek bir kehanet gibi görmedi. Ona göre sistemin kuralları bir
noktadan sonra toplumsal gelişmeye set çekmeye başlamıştır. Gelişmenin
doğurduğu sosyal güçler (işçi sınıfı) düşmanı olan eski rejimin güçleri ile
mücadele edecektir. Gelişme süreci, işçi sınıfının güçlenmesini sağlamaktadır.
Eğer bu sınıf kazanırsa, sosyalizm ile toplumsal gelişmenin hızı artacaktır; bu
bağlamda Marx, ya sosyalizm, ya barbarlık demiştir.
Marx, bu zor teorik çabasında Hegel felsefesi yanında, Fransız ütopik-sosyalist
düşüncesi ve İngiliz ekonomi-politiğinden yararlanmıştır. Bu teorik
çalışmasında en büyük sorunu, parasızlık ve oldukça vaktini alan politik
çalışmalarıydı. Marx, 1. Enternasyonalin kurulup gelişmesinde en önemli rolü
oynamış kişiydi. Sürekli her ülkeden birçok işçi ve aydınla görüşüyor, akıl
veriyor, çeşitli dernek, sendika ve partilerin çalışmalarını yönlendiriyordu.
Düzenli bir gelirinin olmaması dışında gazetelere muhabirlik gibi işlere vakit
harcaması gerekiyordu.
Politik aktiviteleri, adının dünya çapında tanınmasını sağlamıştı. Birçok
hükümet, kızıl doktor diye adlandırdıkları Marxtan korkuyor ve Marx bu
yüzden, bir ülkeden diğerine sürekli dolaşmak zorunda kalıyordu. Bütün bu
engellere rağmen 30 yaşına gelmeden kendi düşünce sisteminin ana hatlarını
açıklayan belli başlı eserlerini yazmıştı: Kutsal Aile (1845), Alman İdeolojisi
(Engelsle beraber) (1845-46), Felsefenin Sefaleti (1847), Komünist Manifesto
(1848).
Bunlara ilk kez 1932de yayınlanan bitmemiş eseri "Ekonomi ve Felsefe El
Yazmaları" (1844) eklenmelidir. Kutsal Aile, Genç Hegelciliğin bir
eleştirisidir. Felsefenin Sefaleti ise Proudhonun Hegel yorumunun
eleştirisidir. Komünist Manifesto, Uluslararası Emekçiler Birliğinin (1. Enternasyonalin)
ideolojisi ve programı niteliğindeydi.
1859de Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı yı yazdı. Burada klasik okulu
eleştirel bir gözle irdeledi. Bu eser, onun ekonomi politik alanındaki
çalışmasının ilk önemli ürünüdür.1845te Feurbach Üzerine Tezler adlı eserinde,
felsefenin görevinin dünyayı salt açıklamak değil, aynı zamanda değiştirmek
olduğunu savundu.
Özgürlük zorunluluğu bilmekten ibaretti. Ama insanın bu bilgisi arttıkça, zaman
içinde zorunluluğun sınırlarını geliştirip nesnel gerçekliği değiştirebilirdi
ve değiştirmeliydi. Dünyanın nasıl işlediğini bilirsek onu değiştirebilmemiz de
mümkündü.
1850lerden sonra bir dizi somut politikaya yönelik eserler verdi. Fransada
Sınıf Mücadeleleri (1850), Louis Bonaparteın 18. Brumaire (1852), 18. yüzyılın
Gizli Diplomatik Tarihi (1856), Bayvogt (1866), 1. Enternasyonale Hitap
(1864), Fransada İç Savaş (1871), Gotha Programı'nın Eleştirisi (1875).
Tüm bu eserlerinde ortak iki nokta, çarpıcı bir üslup ve tarihsel materyalist
yöntemin kullanılışıydı. Bu yöntem, o zamana dek yapıldığı gibi toplumsal ya da
doğal olayları doğaüstü güçlere ya da metafizik nitelikli varsayımlara gerek
duymadan açıklayabiliyordu.
1857-1858 arası en ünlü eseri Kapitalin taslağı niteliğindeki Grandrisse
...i yazdı. 1959da yine bir deneme niteliğinde Ekonomi Politiğin Eleştirisine
Katkıyı yazdıktan sonra 1861-1863 arası Artık Değer Teorilerini yazdı.
1867den 1879a kadar Kapitalin üç cildini tamamladı. Sağlığının yorucu
çalışmalardan bozulmuş olması nedeniyle eserini tamamlayamadı.
David Ricardo
1772-1823
yılları arasında yaşayan ünlü İngiliz ekonomist. 1787'de borsa bankerliği
yapmaya başlayan Ricardo, 1799'da Adam Smith'in An Inquiry into the Nature and
Causes of the Wealth of Nations (Ulusların Zenginliği) adlı kitabını okuduktan
sonra ekonomiyle ilgilenmeye başladı. 1814'te borsa bankerliğini bırakıp tüm
zamanını ekonomi üzerine çalışmaya ayırdı. 1817 yılında ünlü eseri On the
Principles of Political Economy and Taxation'ı (Siyasal Ekonomi ve Vergileme
İlkeleri Üzerine) yayımladı.
Ricardo, Klasik İktisat Okulunun kurucularından ve en önemli temsilcilerinden
biridir. Ricardo'ya göre ekonominin temel sorunu, gelirin bölüşümünü düzenleyen
yasayı ortaya koymaktır. Toplumsal hasıla; rant, kar ve ücret olarak toprak
sahipleri, girişimci ve işçiler arasında bölüşülür. Bölüşüm sorunu ekonomik
büyüme teorisiyle iç içedir.
Ricardo'nun uzun dönemli büyüme teorisi, kar oranlarının giderek düşeceğini ve
ekonominin sonunda tam bir durgunluğa ulaşacağı sonucuna varıyordu. Ona göre
kar oranlarındaki düşme, toprak sahiplerinin rantlarının artması sonucunda
ortaya çıkar. Ücretler ise nüfus artışı nedeniyle her zaman asgari düzeyde
oluşur. Ricardo, uluslararası ticaret konusunda, karşılaştırmalı teorisi adıyla
anılan bir teori geliştirdi. Bu teori, her ülkenin göreli olarak düşük
maliyetlerle ürettiği ürünlerde uzmanlaşmasını öngörür.
Ricardo, değer sorunuyla da ilgilenerek değeri belirleyen şeyin, malın
üretiminde kullanılan emek olduğunu savundu. O dönemde yükselmeye başlayan
sanayi burjuvasını, kapitalist gelişmeye engel olmaya başlayan toprak
sahiplerine karşı savundu. Oldukça soyut olan modelleri, kendisinden sonra
gelen ekonomistler tarafından değişikliğe uğratıldı ya da aşıldıysa da Ricardo,
ekonomi bilimini ilk kez sistemleştiren düşünür olarak önemini korudu.
Jean Baptiste Say
1767-1832
yılları arası yaşamış Fransız ekonomist. Adam Smith'in Ulusların Zenginliği
adlı eserinin etkisinde kalarak ekonomiyle ilgilenmeye başladı. 1799'da
hükümette görev aldı. 1803'te yayımladığı iki ciltlik Ekonomi Politiğin
İncelenmesi adlı eserinde Smith'in öne sürdüğü görüşleri daha sistematik olarak
açıklamıştır. 1813 yılında İngiliz ekonomisini incelemek üzere Fransız hükümeti
tarafından İngiltere'ye gönderildi. 1830'da Collége de France'da siyasal ekonomi
profesörü oldu.
Üretim alanında Say'ın önemle üzerinde durduğu konu, teknolojik yeniliklerin
birbirini takip etmesi ve üretimde hızlı artışlara yol açması olmuştur. Say,
teknolojik ilerlemeden ve üretimdeki hızlı artıştan etkilenmiş, gelecekte bütün
malların fiyatı olmayan ya da çok düşük fiyata alınabilen mallar haline
geleceğini düşünmüştür.
Say, bir malın kıymetini, üretimi için gerekli emek miktarı ile belirleyen
görüşe karşı çıkmıştır. Her şeyden önce, üretim sadece emek ile değil, fakat
emek ile birlikte başta toprak olmak üzere doğal kaynakların ve kapitalin
kullanımını gerektirir. Böylece Say, 19 yy. ekonomi literatüründe gelenek
haline gelen emek, toprak ve kapital üçlüsünü ortaya koymuştur. Bir malın
kıymetini bu nedenle, üretimi için gerekli emek miktarı değil, o malın
tüketiciye sağladığı fayda belirleyecektir. Üretimi, fiziksel ürün üretimi
olarak değil, fayda üretimi olarak tanımlamak gerekir. Bu şekilde Say, marjinal
fayda teorisine çok yaklaşmıştır.
Say, asıl olarak mahreçler yasası adıyla bilinen ekonomi ilkesiyle tanınır. Bu
yasaya göre her arz kendi talebini yaratır. Böylece bunalımı talepteki genel
bir yetersizliğe değil, kimi piyasalarda geçici olarak aşırı üretim varken
kimilerinde eksik üretim olmasına bağlıdır. Bu dengesizlik fazla üretimi olan
malın üreticileri, üretimlerini tüketici talep miktarına göre düzenleyeceğinden
kısa sürede ortadan kalkmaktadır. Say'ın bu yasası, kapitalist sistemi, kendi
kendine düzenleyen ve dengeleyen bir sistem olarak kabul etmektedir. Say girişimci
ile kapitalist kavramları arasında ayrımı ortaya koyan ilk önemli ekonomisttir.
Frederick Winslow Taylor
Yöneticilikte
bilimsel yöntemi ilk defa tam anlamıyla uygulayan kişidir. İşin yapılış tarzını
gayet ayrıntılı bir şekilde tahlil etmiş ve amirin gerçek rolünü belirtmiştir.
Taylor, Amerikan ve Avrupa Üniversitelerinde genel kültür konusunda eğitim
görmüş olmasına rağmen, 1873 yılındaki kriz esnasında, motor işçisi olarak staj
yapmış, değişik fabrikalarda görev almış ve çalıştığı fabrikada en son olarak
başmühendisliğe kadar yükselmiştir.
1911 yılında yayınladığı "Principles of Scientific Management" adlı
eserinin konusu, büyük yöntemlerin yöneticilik sorunlarına uygulanması idi. Bu
konudaki görüşleri şunlardı:
Pratik olarak uygulanan yöntemler yerine bilimsel yöntemler kullanmak.
İşçilerin işe alınma maliyesini bilimsel esaslara bağlamak ve işe alınan
kimseleri gerektiği şekilde yetiştirmek.
İşçiden, bilimsel yöntemlere uygun verimin alınabilmesi için, yönetici ve işçi
kademeleri arasında, gerekli işbirliğini sağlayabilmek.
Yöneticilik görevinde bulunanlarla işçiler arasında, sorumluluğun daha adaletli
bir tarzda yayılmasını sağlayabilmek.
Taylor'un bu alandaki öncülüğünün yanı sıra; fikirleri, yaptığı analizler,
sınıflandırmalar, bugün dahi birçok çevrelerde önem ifade etmekte ve
uygulanmaktadır.
Taylor İlkeleri
Zaman Etüdü İlkesi
Üretimle ilgili bütün çabaların kesin olarak zaman etüdü yöntemiyle ölçülmesi
ve fabrika tipi işyerlerinin hepsinde standart zamanın saptanması şarttır.
Parça Başına Ücret Ödenmesi İlkesi
Ücretin verime göre ödenmesi ve ücret düzeyinin zaman etüdü yoluyla saptanmış
standartlara dayanması gerekir.
Planlamanın Performanstan Ayrılması İlkesi
Planlama sorumluluğunun işçiden alınması ve planlamanın zaman etütleri ve
üretimle ilgili diğer bilimsel verilere dayanması gerekir.
İşte Bilimsel Yöntem İlkesi
İş metotlarıyla ilgili sorumluluğun işçiden alınması, bilimsel olarak en etkili
yöntemin bulunması ve işçinin buna uygun yetiştirilmesi bir zorunluluktur.
Yönetimle ilgili Kontrol İlkesi
Sevk ve idarecilere, yöneticiliğin bilimsel kurallarının ve kontrolün
öğretilmesi ve eğitilmeleri gerekir.
Fonksiyonel Yönetim İlkesi
Askeri ülkelerin uygulamasının yeniden gözden geçirilmesi ve endüstriyel
kuruluşların koordinasyonunun geliştirilebilmesine hizmet edebilecek biçimde
düzenlenmesi gerekir.
Pierre-Joseph Proudhon
(1809-1865).
Fransız yazar ve iktisatçısı. Küçük-burjuva sosyalizminin klasik temsilcisi.
Bir yoksul köylünün oğlu olan Proudhon, Paris'te, Marsilya'da ve başka
kentlerde düzeltmen olarak çalıştı. Bir süre Besançon'da bir basımevi yönetti.
Mülkiyet Nedir?'ı yazmıştır; bu kitap, 1840'ta yayınlanır ve içinde şu ünlü
tümce vardır: "Mülkiyet, hırsızlıktır." 1846'da yayınlanan Ekonomik
Çelişkiler ve Sefaletin Felsefesi'ne, Marx, Felsefenin Sefaleti ile karşılık
vermiştir. Proudhon, aynı zamanda, Fransız sosyalist işçi hareketi üzerinde
derin bir etki yaratan İşçi Sınıfının Siyasal Yeteneği'ni (1851) yazmıştır.
Son tahlilde, bir küçük-burjuva ütopyacısıdır, kanıtlarından hiçbiri, Marx'ın
eleştirisi karşısında tutunamamıştır ve gericilik, onunla, sık sık
övünebilmiştir. 1848 Devriminin ertesinde kurucu meclis üyeliğine atanmıştır. 2
Aralık 1851 Hükümet Darbesi sırasında da sosyal adaletin zaferini sağlamak için
Louis-Napoleon'a güvenmiştir.