Uluslararası
Yatırımlarda Risk
A-Global Risk
Dünya piyasalarını geniş anlamda etkileyen her türlü risk, global riski
oluşturur. Günümüzde iletişim teknolojisinin son derece gelişmiş ve hızlanmış
olmasından dolayı, piyasalar iyice entegre olmuş ve global riskin önemi ile
anlamlılığı artmıştır.
Portföy yatırımlarında global riskin en iyi örneklerinden biri Ekim 1994'te
Güney Doğu Asya, Latin Amerika, Avrupa ve ABD borsalarında (Türkiye de dahil)
%10 - %30 arası düşüş yaratan dalgadır. Ayrıca uluslararası ticarette büyük
öneme sahip emtiaların fiyat hareketleri ve bunların yakın gelecekteki arz ve
talep durumları hakkındaki beklentiler, uluslararası nitelikteki finansal
araçların getirisindeki değişimleri etkileyen faktörler arasında
gösterilebilir. Örneğin OPEC üyesi ülkelerin 1983 yılında petrol fiyatını varil
başına 34 ABD Dolarından 29 ABD Doları'na düşürmeleri, tüm dünya piyasalarını
etkilemiş bir karardır.
Finansal anlamda hangi ülkeye yatırım yapılırsa yapılsın, katlanılması
kaçınılmaz bir risk düzeyi vardır. Çokuluslu kuruluşlar farklı ülke ve
piyasalara yatırım yaparak risklerini minimize etmeye çalışırlar. En başarılı
risk çeşitlendirmesi sonucunda bile sıfır riske ulaşılamaz çünkü her sektör ve
piyasanın barındırdığı bir global risk vardır.
B-Ülke Riski
Uluslararası yatırım analizlerinde en önemli araştırma konularından birisi
ülkenin politik ve ekonomik risk düzeyidir. Shapiro, ekonomik açıdan ülke risk
düzeyini belirlemek için dört temel kıstas tanımlamıştır:
1- Fiskal Risk: Devlet bütçe açıklarının GSMH'ye oranıdır.
2- Kontrollü Döviz Kuru Sistemi: Sıkı kambiyo rejimlerinin varlığı ve
devalüasyon tehdidi sermayenin yurtdışına kaçmasına neden olmaktadır.
3- Üretken Olmayan Devlet Harcamaları: Dış borca bağımlı büyüme gösteren bir
ülke tarafından alınan kredilerin çoğunlukla tüketimi sübvanse etmesi ülke
riskini artırır.
4- Ülke Kaynakları: Bir ülkenin doğal, finansal ve işgücü kaynaklarının
yetersizliği ve/veya bunların etkin kullanılmaması ülke riskini artırır.
Euromoney tarafından ülke riski hesabı aşağıdaki kriterlere göre yapılmaktadır:
1- Analitik Göstergeler: Borç Servisi / İhracat, Ödemeler Dengesi / GSMH ve Dış
Borç / GSMH oranları ekonomik gösterge olarak alınır.
2- Kredi Göstergeleri: Ülkenin genel kredibilitesini belirlemek üzere ödeme
kayıtları ve yeni geri ödeme planları incelenir.
3- Piyasa Göstergeleri: Tahvil piyasalarında tahvil ihraç edebilme kabiliyeti,
kısa vadeli finansman temin edebilme gücü ve ülkenin likidite yapısı incelenir.
Bunların yanı sıra, ülke riskini belirleyen çok önemli bir kriter de siyasi
istikrar ve öncelikle iç ya da dış sıcak çatışma riskidir. Örneğin Türkiye'deki
yabancı yatırımcıların Ekim 1997 sonunda gerek hisse senedi gerekse tahvil bono
piyasalarında yüklü satışlara geçmelerinin ardında, faizlerdeki yükselme ve
dünya borsalarında yaşanan krizin yanı sıra, Ege ve Kıbrıs sularının
ısınmasının getirdiği tedirginlik ve risk algılaması yatmaktaydı.
Ayrıca, siyasal değişikliklerin sık sık gündeme
geldiği ve buna bağlı olarak parasal ve mali kararları veren otoritelerin
değiştiği ülkelerin ülke riski, bu durumları yaşamayan ülkelere oranla çok daha
yüksektir. Siyasi istikrarsızlık piyasalarda şoklara, ekonomide dur-kalklara
neden olur ve uzun vadeli tahminlerin yapılabilmesini engeller.
Her dönemde farklı 'uzun vadeli' planlar yapılır ve çoğunluğu sonuçlanamaz. Bir
süre sonra devlet tarafından açıklanan tedbirler ve yapısal değişikliklerin
inanılırlığı yok olur. Ekonomideki kısa süreli iyiye gidişler, bir süre sonra
yaşanacak siyasal kriz veya değişiklik beklentisi nedeniyle kredibilite
sağlamamakta ve bu güvenin yeniden sağlanması uzun bir süre alabilmektedir.
Benzeri bir durum Meksika'da 1994 yılı sonunda yaşanan krizde görülmüştür. Tüm
uluslararası sermaye piyasalarını ama özellikle Latin Amerika ülkelerini
etkileyen bu kriz, ABD ve IMF'in müdahalesiyle atlatılabilmiştir. Ancak krizin
uzun süre devam etmesi, bu piyasalara olan güveni ciddi ölçüde sarsmıştır.
Nitekim bu piyasalara güvenin geri gelmesi uzun bir süre almıştır. Birçok
uzmana göre, gelişmekte olan ülkelerin sermaye piyasaları, riskli olmalarına
rağmen, piyasaların gelişme potansiyeli ve kar-oranı gibi temel makro verilerin
genellikle gelişmiş ülkelerdekine kıyasla genelde yüksek olması nedeniyle
portföy yatırımcılarının gözbebeği olmaya devam edecektir.
Bu iyimser görüşe karşı karamsar olanların sayısı hiç de azımsanacak gibi
değildir. Bu görüşe sahip olanlar, risk faktörünün getiri faktörünün önüne
geçtiğine ve bu piyasalara güven sağlanmadan portföy sermayelerinin buralara
gelmeyeceğini düşünmektir. Bu güven sağlansa bile, gelen para sıcak para
niteliğinde olacağından, o an için önemli bir finansman kaynağı olmakla
birlikte süreklilik göstermeyecektir ve bu nedenle de güvenilmezdir.
C-Mikro ekonomik Risk
Bu risk, özellikle hisse senedine yatırım yapan yatırımcılar için önemlidir.
Yatırımcı, yatırımını hangi ülkede yapacağına karar verdikten sonra hangi
sektörde ve o sektörün hangi şirketine yatırım yapacağına karar vermek
durumundadır. Bu kararı vermek için "temel analiz" yapılmalıdır ve
finansal rasyolar incelenerek, şirketin mali yükümlülüklerini karşılayabilme
yeteneği, politik risklere duyarlılığı, uluslararası rekabet gücü analiz
edilmelidir.
Firmanın bulunduğu sektörün durumu da incelenmek durumundadır. Sektörün
değişmesi muhtemel mevzuattan ne yönde ve ne derecede etkileneceği, dışa
bağımlılığı, yönetim politikası gibi kriterler doğrultusunda mutlaka inceleme
yapmak gerekir. Ayrıca uluslararası fon yöneticileri "teknik
analiz"lerin gösterdiği doğrultuda bazı hisse senetlerine kısa vadeli
yatırımlar da yaparlar. Fakat bunlar spekülatif amaçlı ve kısa vadeli
plasmanlardır ve sıcak para niteliği taşırlar.