5 NİSAN
KARARLARI
1994 yılının
başına gelindiğinde, Cumhuriyet tarihinin en büyük
cari açığı ve kamu açığı
makroekonomik dengesizliklerin boyutu görmek açısından
yeterlidir. Orta-uzun dönemde sürdürülemeyecek olan bu
yapı ve politikalar 1994 yılı Nisan ayında içine
düşülen ağır iktisadi krizin oluşumundaki
nedenlerdir.
Diğer yandan kriz sinyallerinin alınmaya
başlandığı 1993 yılının son ayları ile
1994 yılının Nisan ayı arasında geçen
sürenin incelenmesi krizin yönetimi açısından da
oldukça yanlış uygulamalara başvurulduğunu
göstermektedir. Aşırı spekülatif sermaye
girişinin ekonomik dengeler üzerindeki olumsuz etkilerini
Türkiye kadar ağır yaşamış olan bazı
gelişmekte olan ülkelerde krizin ortaya çıkmasıyla
birlikte alınan önlemler ile krizin daha hafif atlatılması
mümkün olmuştur. Ancak Türkiye'de başvurulan
uygulamalar ve iktisadi kararlar krizin boyutunu artırıcı etki
yaratmıştır denilebilir.
Bir başka deyişle, 1993 sonu ve 1994 başını kapsayan
dönemde Türkiye, kriz yönetiminde de başarısız
olmuştur. 1993 yılının ortalarında siyasi otorite
kamunun faiz yükünün çok yüksek olduğunu ve
kısa dönemde uygulanacak politikaların faiz oranlarını
düşürme amacı taşıyacağını
açıklamaya başladı. Bu aşamada ekonomiye likidite
enjekte edilmeye başlandı ancak yüksek likidite ve
düşmesi beklenen döviz talebini hızla artırmaya
başladı. Diğer yandan yüksek cari açık da
devalüasyon beklentilerini kamçılamakta ve döviz talebini
artırıcı işlev görmekteydi.
Siyasi otorite dövize olan talebi yüksek döviz rezervlerini
satarak sınırlamanın mümkün olacağı, bu
şekilde piyasada dolaşan paranın İMKB'ye
yönlendirilebileceği varsayımı ile hareket etmekteydi. Bu
varsayımlar iki nedenle geçerli olmadı. Bunlardan birincisi
büyük bankalar yüksek bir devalüasyon olacağı
bilgisi ile hareket etmekteydiler. Dolayısıyla piyasaya
sürülen döviz talebi kırma işlevini yerine getirmekten
uzak kalmakta ve piyasaya sürülen döviz giderek artan fiyatta
alıcı bulmaktaydı.
Diğer yandan İMKB, o dönem için 52 milyon dolar gibi dar
bir işlem hacmine sahipti ve piyasada dolaşan spekülatif
sermayeyi mas etme kapasitesine sahip olmaktan çok uzaktı.
Sonuç olarak Ocak 1994'te döviz kuru 19 000 TL/$ Merkez
Bankası rezervleri 7 milyar dolar iken Nisan 1994'te döviz kuru 38 00
TL/$'a çıkarken, uluslararası rezervler 3 milyar dolara
düştü.
5 Nisan 1994'te hükümet dengeleri yeniden kurmak amacıyla yeni
kararlılık önlemleri paketini ilan etti. Dövize olan
akını kesmek ve kısa dönemli kamu
borçlarını ödeyebilmek için Mayıs 1994
tarihinde %400 faizli borçlanma kâğıtlarını
piyasaya sürmek zorunda kaldı. Dengeleri düzeltmeden yapay yolla
faiz oranlarını düşürme çabası faiz
oranlarında çok daha yüksek oranda bir sıçramaya
neden olmuştur. Sonuç, ücretlerin
düşürülmesi, işsizlikte artış, yüksek
bir devalüasyon ve üç basamaklı enflasyon döneminin
açılması olarak kendini gösterdi.
Uygulamanın İçeriği
İstikrar programı, enflasyon oranını azaltma, TL'ye
kazandırma, dışsatımı artırma ve bunları
gerçekleştirerek, 'sürdürülebilir' bir ekonomik ve
toplumsal gelişme sürecini elde etmeyi amaçlamaktadır. Bu
amaçlara ulaşılması, başta kamu kesimi
açıklarının azaltılması ve bir dizi
yapısal yeni düzenlemelerle gerçekleştirilecektir.
Yaklaşım 'temel ilke' olarak 'üretim yapan, sübvansiyon
dağıtan bir devlet yapısından, ekonomide piyasa mekanizmasının
tüm kurum ve kurallarıyla işlemesini sağlayan ve sosyal
dengeleri gözeten bir devlet yapısına geçmeyi'
almaktadır.
Uygulama programı, ek olarak, döviz kurunun fiyat
artışıyla uyumlu kılınmasını, TCMB’
nin giderek 'özerk bir yapıya' kavuşturulmasını
sağlıklı bir para politikası düzenlenmesi, sermaye
piyasasında spekülatif işlemlerin
sınırlandırılmasını ve
dışsatımın ve yabancı sermaye girişlerinin
artırılmasını öngörmekteydi.
MİLLİ
KORUNMA KANUNU
18.1.1940 tarihinde
yürürlüğe konulan 3780 sayılı Milli Korunma
Kanunu, hükümete o dönemin zorunlu kıldığı
olağanüstü yetkiler vermiştir. Hükümete
fabrikalarda üretilen malları değer fiyatını ödemek
şartıyla el koyup stok etmek, fabrikalara el koyup işletmek,
işçilere mecburi mükellefiyet yüklemek, malların
fiyatlarını saptamak, mamulleri muayyen usullerle tevzi etmek, mal
ihracatında satış şartlarını tayin etmek,
halkın ihtiyaçlarıyla ilgili olarak iktisadi ve ticari
faaliyette bulunmak üzere devlet müesseseleri kurmak gibi çok
geniş yetkiler vermiştir.
Savaş yıllarının getirdiği olağanüstü
koşullarda alınan bu tedbirler nedeniyle iç piyasalarda arz ve
talebin serbest bir şekilde işlemesinin ve fiyatların buna
göre teşekkül etmesinin mümkün olamayacağı
açıktır. Bu bakımdan bu dönemde iç
piyasalarda devlet müdahaleciliği, hatta devlet ticareti
büyük ölçüde uygulanmıştır.
İMKB’DE
KOTE İŞLEMİ
Borsanın, hisse senetlerinin
ticaretinin yapıldığı bir piyasa olduğu
belirtilmişti. Her piyasada olduğu gibi, bu piyasanın da kendine
özgü kuralları vardır. İMKB, diğer borsalarda
olduğu gibi hangi şirketlerin senetlerinin, ne miktarda (kaç
adet) işlem görebileceğinin kayıtlarını
tutmaktadır. İlk halka arzlarda, şirket yönetimleri, ne
kadar hissenin borsaya kota (kayıt altına) edilmesinin
düşünüldüğünü bildirir ve İMKB'den
izin ister.
İlerde oluşabilecek değişimler için İMKB'den
izin almadan, yani kota ettirilmemiş senetlerin ticareti olanaklı
değildir. Kısacası, bir senet için kote olmak demek, o
senedin İMKB tarafından tanındığını ve
alım/satımının yapılmasına izin verildiği
anlamına gelmektedir.
İMKB PAZARLARI
Ulusal Pazar
Ulusal Pazar'da yer alan tüm şirketler İMKB tarafından
önceden belirlenmiş kotasyon şartlarını
tümüyle karşılayan şirketlerdir. Şu anda, Ulusal
Pazar'dan seçilmiş 100 şirkete ait hisse senetleri İMKB
Ulusal-100 Endeksini oluşturmaktadır. Ulusal Pazar'da işlem
gören hisse senetlerinin takası, Türkiye'deki tek yetkili takas
ve merkezi saklama kuruluşu olan İMKB Takas ve Saklama Bankası
A.Ş. (Takasbank) tarafından gerçekleştirilir. Genel takas
esasları şöyledir;
- Takas günü T+2 şeklinde, işlemi izleyen ikinci işgünüdür.
- Çoklu netleştirme sistemi uygulanır.
- Ödemeler aynı gün hesaplarda biriken fonlarla
yapılır.
- Ödeme karşılığı teslim esası
uygulanır.
Bölgesel Pazarlar
Bölgesel Pazarlar, ülkenin çeşitli bölgelerinde
faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekli
şirketlerin hisse senetlerinin likit, güvenli ve şeffaf bir
ortamda işlem görmesini sağlamak amacıyla kurulmuştur.
Bölgesel Pazarlar aynı zamanda, İMKB Ulusal Pazar'ından
geçici veya sürekli olarak çıkartılan
şirketler ile Ulusal Pazar için geçerli kotasyon ve
işlem görme koşullarını sağlayamayan
şirketlere ait hisse senetlerini de kapsamaktadır. Bölgesel Pazarlarda
işlem görme koşullarını taşıyan
şirketler bu pazara İMKB Yönetim Kurulu kararı ile
alınırlar. Bölgesel Pazarlardaki takas esasları Ulusal
Pazar'da uygulanan genel takas esasları ile aynıdır.
Yeni Şirketler Pazarı
Yeni Şirketler Pazarı, yeni kurulmuş olmakla birlikte
büyüme potansiyeli taşıyan şirketlerin hisse
senetlerinin Borsa'da güven ve şeffaflık ortamında,
organize bir piyasada işlem görmesini sağlamak amacıyla
kurulmuştur. Oluşturulan bu pazar aracılığı ile
bir yandan yeni şirketlerin gelişimi teşvik edilirken,
diğer taraftan göreli olarak daha fazla risk alarak daha yüksek
getiri elde etmek isteyen yatırımcılara da yeni
yatırım alternatifleri sunulmaktadır.
Yeni Şirketler Pazarı, ekonomideki atıl kaynakları,
büyüme potansiyeli olan bu tip genç ve dinamik
şirketlerin yatırımları için gerekli sermaye
ihtiyaçlarını karşılamaya yönlendirerek
ülke ekonomisinin gelişmesine katkıda bulunması
hedeflenmektedir. Yeni Şirketler Pazarı 3 Nisan 1995'de
kurulmuş, ilk işlemler ise 6 Temmuz 1996 tarihinde başlamıştır.
Yeni Şirketler Pazarı'ndaki takas esasları Ulusal Pazar'da
uygulanan genel takas esasları ile aynıdır.
Gözaltı Pazarı
Gözaltı Pazarı'nın kuruluş amacı,
aşağıda belirtilen koşulların ortaya
çıkması sonucunda, şirketlerin izleme ve inceleme
kapsamına alınması durumlarında sürekli gözetim,
denetim ve izleme ortamında, yatırımcıların
devamlı ve zamanında bilgilendirilmesini sağlayacak
önlemlerle birlikte, hisse senetlerinin İMKB bünyesinde
işlem görebileceği organize bir pazar oluşturmak ve söz
konusu şirketlerin hisse senetlerine yatırım yapmış
tasarruf sahiplerine likidite olanağı sunmaktır. Bu
koşullar;
a) Hisse senetleri Borsa'da işlem gören şirketler ve/veya hisse
senetleri işlemleri ile ilgili olarak olağandışı
durumların ortaya çıkması,
b) Hisse senetleri Borsa'da işlem gören şirketler
tarafından kamunun zamanında, tam ve sürekli olarak
aydınlatılmasına ve mevcut düzenlemelere uyum konusuna
gerekli özenin gösterilmemesi,
c) Yatırımcıların haklarının korunması ve
kamu yararı gereği hisse senetlerinin Borsa kotundan ve/veya
işlem gördüğü pazardan geçici ya da
sürekli çıkarılması sonucunu doğurabilecek
gelişmelerin oluşması.
Gözaltı Pazarı 4 Aralık 1996 tarihinde faaliyete
geçmiştir. Gözaltı Pazarı'ndaki takas esasları
Ulusal Pazar'da uygulanan genel takas esasları ile aynıdır.
SERMAYE PİYASASI
KURULU (SPK)
Türkiye'de sermaye
piyasasını düzenleyen ve 30 Temmuz 1981 tarihinde
yürürlüğe giren 2499 sayılı "Sermaye
Piyasası Kanunu"nun getirdiği bir kamu tüzel
kişisidir. Yetkilerini kendi sorumluluğu altında
bağımsız olarak kullanan bu kurulun merkezi Ankara'dadır.
Ancak kurulun gerekli gördüğü yerlerde büro
açma yetkisi vardır.
Kurul biri başkan, biri başkan vekili olmak üzere yedi
üyeden oluşur. Kurul üyeleri Maliye Bakanlığı'nca
gösterilen altı aday arasından üç, Adalet
Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Merkez Bankası
ve Bankalar Birliği'nce gösterilecek ikişer adaydan birer
kişi olarak Bakanlar Kurulu tarafından seçilir.
Bütün üyeler üç yıl için kararnameyle
atanır. Herhangi bir nedenle boşalan yerlere esas hükümlere
göre atama yapılır. Atanma koşullarını kaybeden,
yasaya aykırı davranışları görülen ya da
kusur ve ihmalleri belirlenen üyeler süreleri dolmadan Bakanlar
Kurulu'nca görevden alınır.
Kurulun başkan ve diğer üyeleri özel bir kanuna da
yanmadıkça resmi veya özel hiçbir görev alamazsa
ticaretle uğraşamaz, ortaklıklarda pay sahibi olamazlar. Maliye
Bakanlığı kurulun yıllık hesaplarını, her
türlü işlemlerini denetlemeye ve gerekli
gördüğü önlemleri almaya yetkilidir. Ayrıca kurulun
işlemleri ve faaliyetleri hakkında Bakanlar Kurulu'na rapor sunmakla
görevlidir.
Kurul günlük çalışmalarını kuruluş
yasasının 29. maddesince öngörülen ve Bakanlar Kurulu
tarafından hazırlanmış olan "Sermaye Piyasası
Kurulu Teşkilat, Görev ve Çalışma Esasları
Yönetmeliği"ne göre yürütmektedir. 24 Haziran
1982 tarihinde yürürlüğe giren bu yönetmeliğe
göre, kurulun "faaliyetlerinin yönetimine ilişkin ana
teşkilatı" Başkanlık, Genel Sekreterlik ve Hizmet
Birimleri'nden oluşmaktadır.
Sermaye Piyasası Kurulu'nun görev ve yetkileri 2499 sayılı
yasanın 22. maddesinde ve anılan yönetmeliğin 9. maddesinde
ayrıntılı olarak belirlenmiştir. Bunları sekiz
başlık altında toplamak mümkündür:
Denetleme: Menkul kıymetleri halka arz edilen ve sermaye piyasasında
faaliyet gösteren kuruluşlar nezdinde ya da bu kuruluşlardan
gelen periyodik bildirimler üzerinden merkezde, bu kuruluşların
faaliyetlerini mevzuat ve mali bünye açısından
denetlemek, denetim kuruluşlarına ilişkin kuruluş
şartlarını ve çalışma esaslarını
belirlemek.
İzleme: Sermaye piyasasında izinli ya da izinsiz faaliyet
gösteren kuruluşları, bu piyasada işlem gören menkul
değerleri ve sermaye piyasasını ilgilendiren her türlü
yayın, duyuru ve reklâmları izlemek, bu amaçla
arşiv oluşturmak.
Kayıt tutma: Sermaye Piyasası Kanunu'na tabi kuruluşların
ve halka arz edilen her türlü menkul değerlerin
kaydını tutmak.
Araştırma yapma: Yurt ve dünya ekonomisinin gidişi ve
eğilimlerinin sermaye piyasası üzerine etkileri, sermaye
piyasası uygulamasında ortaya çıkan sorunlar ve Maliye
Bakanlığı'nca istenecek diğer konularda araştırma
yaparak, alınması gereken ekonomik ve mali önlemler ile
mevzuatta yapılması gereken değişiklikler konusunda Maliye
Bakanlığı'na öneride bulunmak.
İnceleme: Kurula yapılan başvuruları incelemek, izin
vermek, başvuruyu reddetmek, özel kural ve koşullar koymak, ek
bilgi ve belgeler istemek, süre vermek, süre uzatmak.
Değerlendirme: Alınan, derlenen ve kendisine tevdi edilen bilgi ve
belgelerden, denetim ve izlemelerden elde edilen sonuçları
inceleyip değerlendirmek, yapılacak işlemleri, alınacak
önlemleri kararlaştırmak, halka izinsiz arz ve
satışı durdurmak, yanıltıcı ilan ve reklâmları
yasaklamak, daha önce verilmiş izin ve belgeleri iptal etmek,
finansman durumu zayıflayan ortaklıkları uyarmak, bu konularda
yetkili mercilere yapılacak önerileri saptamak ve özel idari
nitelikli bu tür kararlarını ilgililere, yetkili kamu
kuruluşlarına, gerekirse yargı organlarına ve kamuya
duyurmak.
Menkul kıymetlerin halka arz ve satışını
düzenlemek, denetlemek ve yönlendirmek amacıyla; menkul
kıymetleri halka arz olunan anonim ortaklıkların ve aracı
kuruluşların uyacakları esasları, bunların kurula
başvurularının ve bildirimlerinin kural, yöntem,
biçim ve koşullarını belirlemek,
Kamunun aydınlatılmasını sağlamak amacıyla;
Sermaye Piyasası Kanunu'na tabi kuruluşlar tarafından halka
açıklanacak bilânço, kâr ve zarar tablosu,
yıllık rapor, denetim raporu ve diğer bilgiler için
standart tablolar saptamak, kamuya yapılacak her türlü davet ve
duyuruların biçim, kapsam ve içeriğini belirlemek.
19 ŞUBAT
KRİZİ
Kasım 2000'in ikinci
yarısında artan likidite
sıkışıklığı ile su yüzüne
çıkan kriz, mali piyasaları derinden sarstı. Bankalar
hakkında ortaya atılan dedikoduların artması, bazı
bankacı ve işadamlarının tutuklanmasıyla başlayan
süreç piyasalar üzerindeki gerginliği artırdı.
Borsa satışların etkisi altında kalarak 1999 yılı
seviyelerine gerilerken gecelik faizlerde rekor artış
yaşandı. Kısa bir süre içinde Türkiye'den 7
milyar dolarlık döviz çıkışı
gerçekleşti. Hükümetin krizin önünü
kesebilmek için aldığı tedbirler işi yaramazken
IMF'den Aralık başında sağlanan 10.4 milyar dolarlık
ek destek gerginliği biraz olsun yatıştırdı.
ENFLASYONLA MÜCADELE PROGRAMI
2000 yılının başında IMF ile yapılan stand-by
çerçevesinde yürürlüğe giren yeni
programın amacını enflasyonla mücadele oluşturuyordu.
Enflasyon artışına paralel olarak döviz
artışı makul görülürken TL cazip hale
getiriliyordu. Güven unsurunun ön planda olması
hükümetin iç borçlanmada sorun yaşamamasını
kolaylaştırıyor, düşen faizler talebi
canlandırırken ucuzlayan döviz ithalatı patlatıyordu.
Ama bu olayların sadece bir yüzüydü.
Arka planda ise vahim sonuçlar yavaş yavaş ortaya
çıkmaktaydı. Durumu gittikçe kötüleşen
kamu bankaları sistemi yıpratıyordu. Bir türlü
gerçekleşmeyen reform ve düzenlemeler ise
sıkıntıları artırıyordu. Makro dengelerdeki sorun
açığa çıktıkça yabancı
yatırımcının da gözü korkmaya başladı.
KRİZ BAŞLIYOR
Kasım 2000 ortalarında piyasadaki sıkıntı artarak
hissedilmeye başladı. Bankalar hakkındaki dedikodu sistemin daha
da tıkanmasına neden oldu. 8 Kasım 2000'de Global Menkul’ün
sahibi Kutman'ın banka operasyonları çerçevesinde
tutuklandığı söylentileri, 13 Kasım'da Egebank'ın
eski sahibi Hüseyin Bayraktar'ın gözaltına alması ve
Yurtbank'ın sahibi Ali Balkaner ile oğlu Hakan Balkaner'in Mali
Şube'de sorgulanması panik havasını körükledi.
Bu gelişmeler yatırımcıların bono piyasasından
kaçmasına yol açarken, 16 Kasım'da repo faizleri
hızla yükseldi. 17 Kasım günü Türkiye'den 109
milyon dolar çıktı. Merkez Bankası piyasaya para vererek
sıkışıklığı gidermeye
çalıştı. 20 Kasım günü mali piyasalardaki
krizin ilk kıvılcımı Borsa'da yaşandı.
İMKB Ulusal-100 Endeksi yüzde 7.1 oranında geriledi.
Gelişmelerden rahatsız olan yabancılar borsa ve bonodaki
portföylerini bozup dövizlerini alarak Türkiye'yi terk etmeye
başladı. Bono faizleri yüzde 50 seviyelerinde kalırken
gecelik repo faizler yüzde 100'ün üzerine
çıktı.
PİYASA DEDİKODULARA TESLİM OLDU
Demirbank'ın içine düştüğü bunalım
daha da artarken banka hakkındaki söylentiler iyice
yayıldı. Gelişmeler karşısında Başbakan
Ecevit ekonomide dedikodulara itibar edilmemesi
çağrısında bulundu. BDDK Başkanı Temizel de
bazı bankaları uyarırken bu kadar dedikoduya ABD'deki
bankaların bile dayanamayacağını söyledi. Piyasalar,
hükümetten gelen uyarılara kulak asmadı.
28 Kasım günü Borsa yüzde 9 daha düşerek, 9.646
seviyesine geldi. Yüzde 90'lara kadar gerileyen gecelik faizler bir anda
yüzde 240'a fırladı. Bazı bankalar piyasaya likidite vermek
istemedi. Merkez Bankası'nın döviz rezervi hızla erdi. BDDK
Başkanı Temizel ve Merkez Bankası Başkanı
Erçel, 19 piyasa yapıcı bankanın temsilcileri ile
İstanbul'da toplandı. Ertesi gün ise Başbakan Ecevit,
ekonomi kurmaylarını toplayarak piyasalardaki dalgalanmayı
masaya yatırdı. IMF ile acil yardım paketi için
görüşmeler başladı. Sistemden çıkan para 6
milyar dolara yaklaştı.
IMF YARDIMA KOŞTU...
30 Kasım'da Merkez Bankası'nın döviz
karşılığı piyasaya para vereceği
açıklaması, piyasalarda gecelik faizleri yüzde 400'e
tırmandırırken, Borsa yüzde 8 daha geriledi. IMF,
Türkiye'ye yardım için acilen toplandı. Bu arada IMF'nin
istekleri doğrultusunda Bakanlar Kurulu, Telekom'un yüzde 33.5'lik
bölümünün özelleştirilmesi ve yönetim
yetkisinin verilmesi ile motorlu taşıtlar vergisi ve taşıt
alım vergisinin yılbaşından itibaren yüzde 60
yükseltilmesi, bunun LPG'li araçlar için 5 kata kadar
artırılabilmesini kararlaştırdı. Kamu bankaların
özelleştirilmesi amacıyla yeniden yapılandırma
komisyonu oluşturuldu.
Merkez Bankası 1 Aralık günü piyasaya likidite vermekten
vazgeçti. Dövize hücum azalırken ciddi boyutlara varan TL
sıkışıklık nedeniyle gecelik repo faizleri yüzde
1.700'lere çıktı. Borsa 7.977 seviyesine kadar indi. Bu
gelişmelerin ardından gelen IMF ile
anlaşıldığı yönündeki haberler Borsa'yı
yüzde 20 yükseltti. Gecelik faiz oranları yüzde
1.500'lerden 180'lere indi. 6 Aralık günü ise Başbakan
Ecevit'in IMF'den 10.4 milyar dolar geleceğini söylemesi ile
piyasalar sonunda rahat bir nefes aldı. Aynı gün Demirbank ve
Park Yatırım Bankasına da el konuldu.
İŞADAMLARI HÜKÜMETİ ELEŞTİRİYOR
Programa destek veren işadamları Kasım krizinin ardından
hükümete yönelik eleştirilerini artırdılar.
TÜSİAD, ATO ve TOBB arasında destek konusunda tartışma
başladı. Başbakan Yardımcısı Devlet
Bahçeli, son günlerde yaşanan bazı olumsuzluklar
karşısında yılmamak gerektiğini, Türkiye'nin bu
mücadeleden galip çıkmaktan başka alternatifi
olmadığını söyledi.
ULUSLARARASI DESTEK
Aralık ayında uluslararası kuruluşlardan Türkiye'ye
yönelik olumlu destek moralleri artırdı. Moody's,
Türkiye'nin ülke döviz ve döviz cinsinden mevduat notlarını
B1 ve B2 olarak teyit etti. Moody's açıklamasında, ülke
görünümünün de olumlu (pozitif) olarak korunduğu
bildirildi. Hazine, uluslararası bankalardan sağladığı
1 milyar dolarlık sendikasyon kredisine ilişkin anlaşma
imzalandı. Türkiye'nin, Uluslararası Para Fonu'ndan (IMF)
sağladığı 10.4 milyar dolar kredinin 2.8 milyar dolar
tutarındaki dilimleri 28 Aralık'ta Hazine hesaplarına
geçti.
YENİ YIL YENİ UMUTLAR
Borsa yeni yıla 9.437, dolar 677 bin, mark da 322 bin liradan
başladı. Bankacılık sektörünün sorunlarının
ciddiyetini anlayan hükümet bu konuda çalışmalar
başlattı. Bankaları yakından izleyen hükümet,
ihalelerde yüksek faiz teklifi verilmemesi konusunda uyarıda bulundu.
Sakinleşen piyasalarda faizler yüzde 50'nin altına
düşünce, İMKB 11 bin puanı da aştı. Hala
üzerindeki tedirginliği atamayan piyasalara moral verme
sırası IMF ve Dünya Bankası'na geldi.
IMF 1. Başkan Yardımcısı Fischer, Türkiye'nin krizden
hızla çıktığını söyledi.
Ardından Dünya bankası Başkanı James Wolfenson
Türkiye'nin krizden çıkmaya
başladığını bildirdi. 3 Şubat'ta
açıklanan enflasyon rakamlarına göre TEFE yüzde
28.3, TÜFE ise yüzde 35.9'a indi. 2002 yılının finans
sektöründeki ilk operasyonunda İhlâs Finans'ın
faaliyet izni kaldırıldı.
1923 – 1980
YILLARINDA TÜRKİYE EKONOMİSİ
1920'lerden günümüze
kadar Türkiye ekonomisi tarihini incelerken üç iktisat
kongresinin de ekonomi politikalarında önemli değişimlerin
yaşandığı dönemlerin başlarına rastladığı
gözlenmektedir. Bu açıdan iktisat kongrelerinin ekonomik
hayata yön verme işlevleri olmuştur.
Birinci İktisat Kongresi'nin düzenlendiği 17 Şubat 1923
tarihinde, Kurtuluş Savaşı'ndan galip olarak çıkan
Türkiye, iktisadi açıdan Osmanlı
İmparatorluğu'ndan devraldığı "Duyunu
Umumiye" ile karşı karşıya kalan, halkın
büyük çoğunluğu fakir ve eğitimsiz, sanayi
kuruluşları yok denecek kadar az ve sermaye birikiminden yoksun, geri
kalmış bir ülke konumundaydı. Bu kongrenin ortaya konulan
fikirler açısından o dönemin Türkiye ekonomisini
yeniden inşa etmede büyük katkıları olmuştur.
1981 yılında düzenlenen İkinci İzmir İktisat
Kongresi ise, iktisadi ve siyasi bunalımların gözlendiği,
iktisadi olarak içe dönük sanayileşmenin
yarattığı bunalımların biriktiği ve hemen
ardından bu alanlarda büyük değişimlerin
gözlendiği bir dönemde düzenlenmiştir.
21. yüzyıla girmekte olan dünyada gözlenen siyasi ve
teknolojik değişim rüzgârları içerisinde, 1992
yılında düzenlenen Üçüncü İzmir
İktisat Kongresi, bu değişim ortasında olan ve coğrafi
açıdan etrafında siyasi çalkalanmaların gözlendiği
Türkiye için, iktisadi açıdan gelecek yüzyıla
hazırlanmada, hedefleri belirlemede, kamu ve özel kesimin fikirlerini
ortaya koymada önemli bir yere önemli sahiptir.
Birinci Dünya Savaşı'ndan 5 yıl sonra, dünyanın
kendine bir düzen vermeye çalıştığı
uluslararası konjonktürde toplanan Birinci İktisat Kongresi,
daha çok içerdeki dengeleri tesis etmeye ve iktisadi
yapıyı oluşturmaya yönelikti. Kongrede sanayici,
tüccar, çiftçi, işçi "murahhaslarının"
oldukça çekişmeli ve kulisli bir çalışma
ortamından sonra, ana sektörler itibariyle belirlenen
"Misak-ı İktisadi Esasları"
başlığı altında bütünleşmeleri, bir
ittifak arayışının kanıtı olarak
sayılabilir.
Bu çerçevede, Kongre kapsamı içinde, siyasi
bağımsızlığın iktisadi
bağımsızlıkla birleştirilmesi ve Türk
girişimcisinin güçlendirilmesi en temel hedeflerdi.
Kongre'de milliyetçi ve liberal politikaların temelleri
benimsenmişti. Gerçekten, 1923-29 dönemi, tüm
dünyada görüldüğü gibi liberal politikaların
uygulandığı bir dönem olmuştur. Bunun nedeni,
uygulanan politikaların, özel girişim
öncülüğünde ve dışa açık bir
ekonomik yapı içinde gelişmesiydi.
Dışa açık politikaların benimsenmesinin bir
diğer nedeni ise Lozan Antlaşması'nın iktisadi
hükümleriydi. Antlaşmanın eki olan ticaret
sözleşmesi, 1916 yılında Osmanlı gümrük
tarifelerinin 5 yıl daha yürürlükte kalmasını ve
yeni yasaklar getirilmemesini öngörüyordu. Bu nedenle, 1929
yılına kadar gümrük tarifelerinde artışlar
gerçekleştirilememiştir.
1923-29 yılları arasında devlet özel girişimi
teşvik etmek için yoğun çaba
harcamıştır. Bu amaçla yapılanların
başında, devlet tekelleri kurularak daha sonra bunların
işletmesini özel sektöre devretmek gelmektedir. Ayrıca, bu
dönemde, milli sanayiyi geliştirmek için Teşvik-i Sanayi
Kanunu ile birlikte çeşitli hammaddelerin ithalatını
kolaylaştıran gümrük tedbirleri
alınmıştır.
Milli bankalar kurularak (İş Bankası, Tütüncüler
Bankası. Sanayi ve Maadin Bankası), İstanbul Ticaret ve
Tahıl Borsası açılmıştır. Bu dönemde
anonim şirketlerin kurulmaları da
kolaylaştırılmıştır.
Madenler ve sigara üretimi devletleştirilerek milli üretime
dönük bir biçimde işletilmeye başlanmış,
şeker fabrikaları için teşvik kanunu
çıkartılmıştır. Ancak, bu dönemde,
devletin en az düzeydeki müdahaleci tutumuna rağmen, özel
sektör istenilen gelişmeyi sağlayamamıştır.
Tüm dünyayı iktisadi açıdan büyük bir
çıkmaza sokan 1929 dünya ekonomik bunalımı ise
liberal iktisat politikalarını izleyen ülkemizi de
etkilemiştir. Bu dönemde, Türk parasının
değerinin düşmesi sonucu, tarım ürünlerimizin
dünya piyasalarında fiyatları düşmüştür.
1924-1929 döneminde GSMH yılda ortalama %10,9, sınaî
üretim ise %8,5 oranında artış kaydetmiştir. Bu
sonuç, üretim kapasitesine yapılan ilavelerden çok,
geçmişte meydana gelen kapasite boşluklarının
kullanılmasının bir sonucudur. Bu dönemde tarımsal
üretimde görülen hızlı artış ise, aktif
nüfusun savaş sonrasında toprağına geri
dönmesinden kaynaklanmıştır.
1930 yılından sonra tüm dünyada, devletçi,
müdahaleci ve korumacı politikalara yönelmeye
başlanmıştır. Türkiye de bu doğrultuda hareket
ederek, bunalımdan çıkmak ve iktisadi genişlemeyi
sağlamak amacıyla çeşitli tedbirler
almıştır. Öncelikle, 1930 yılında Merkez
Bankası kurulmuş ve Türk Parasını Koruma Kanunu
TBMM'de kabul edilmiştir. 1931 yılında ise ithalata kota
konulması ve ihracatın denetlenmesi hakkında çıkan
kanunla, korumacılığın ilk adımları
atılmıştır. Yine aynı yıl, Sanayi Kongresi
düzenlenmiş, bunu takiben, 1932 yılında iktisadi hayatta devletin
denetimini artıran bir dizi kanun
çıkarılmıştır.
1933 yılında ise, Sümerbank'ın kurulması ve
Mevduatı Koruma Kanunu ile Ödünç Para Verme
İşleri Kanunlarının kabul edilmeleri başlıca
iktisadi olaylardır. Devlet. bu tarihte ilk defa faiz oranlarını
belirlemeye başlamıştır.
Devletin iktisadi hayata girişi, doğrudan doğruya devlet
işletmeciliğine başlaması, 1934-1938 yılları
arasında uygulanan Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı ile
başlamaktadır. Bu plan döneminde, öncelikle,
büyük kısmı yabancıların elinde bulunan
demiryolları, Tramvay, Tünel Şirketi, Zonguldak Kömür
Şirketi, İzmir Telefon Şirketi millileştirilmiş ve
kamulaştırılmıştır.
Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı döneminde toprak
reformu yapılarak tarıma teşvik sağlanmış
ayrıca hammaddesi yurtiçinde bulunan malları işleyecek
sanayi kuruluşları ile devletçe finanse edilmesi
mümkün olan kuruluşların kurulmasına öncelik
verilmiştir.
Birinci Beş Yıllık Sanayi Planının
başarılı uygulaması ve hedeflere ulaşılması
üzerine 1938 yılında İkinci Beş Yıllık
Sanayi Planı hazırlanmıştır. Bu planın
uygulanacağı yıllarda II. Dünya Savaşı'nın
başlamış olması, devletin savaş ekonomisine uygun
bazı tedbirler almasına yol açmıştır. II.
Dünya Savaşı dönemine, olası bir tehlikeye
karşı savaş ekonomisi uygulanmıştır. Bu çerçevede,
hükümete, olağanüstü koşullarda fiyat saptama,
özel işletmelere el koyma, zorunlu çalıştırma
gibi araçlarla, ekonomiye doğrudan müdahale yetkisi veren 1940
Milli Koruma Kanunu ile devlet gelirlerini artırmak için
Varlık Vergisi Kanunu çıkarılmıştır.
Varlık Vergisi Kanunu 1942 yılında gördüğü
yoğun tepkiler nedeniyle yürürlükten
kaldırılmıştır.
Savaşın bitmesi ve tüm dünyada liberal politikaların
etkin olmaya başlamasıyla birlikte Türkiye'de de bazı
değişiklikler olmaya başlamıştır. Çok
partili sisteme geçişle birlikte başlayan liberal akım,
1945-1950 yılları arasında, Türk ekonomisinde devlet müdahaleciliğinin
belirli sınırlar içinde tutulması ve daha liberal bir
ekonomi uygulanması yolundaki girişimleri ön plana
çıkarmıştır.
1946 yılında yapılan devalüasyon ile TL'nin değeri
%53,6 oranında düşürülerek 1 Amerikan Doları
karşılığı 2,80 TL olarak kur sabitlenmiştir. Bu
dönemde yapılan devalüasyonun nedeni, savaş sonrası
uluslararası fiyat düzeylerine ve yeni ekonomi politikalarına
uyum sağlayarak ihracatı artırmaktır. Ancak bu
devalüasyon istenilen sonuçları vermemiş, ithalattaki
aşırı artışlar, birikmiş olan döviz
rezervleri ve daha sonra dış yardımlarla finanse edilerek 1953
yılına kadar sürmüştür.
Türk ekonomisini dar kalıplardan ve kısır kaynaklardan
kurtarmak için 1947 yılında liberal karakterde bir
Kalkınma Planı (1948-1952) hazırlanmıştır. Bu
planda özel kesime büyük önem verilmiştir. Planın
1948-1952 dönemi için öngördüğü toplam
harcama miktarında en büyük payı %44 ile
ulaştırma almıştır. Bu dönemde
ulaştırma sektöründe ağırlık verilen kesim
demiryollarından ziyade karayolları olmuştur.
Tarım ve tüketim malları sanayine önem veren, özel
girişimin öncülüğünü savunan ve
dış ticaret ile kambiyo rejimlerinde serbestleşmeyi
öngören bu stratejiler, 1947 yılında üye olunan IMF ve
Dünya Bankası gibi kuruluşların görüşleriyle
de uyumlu idi. Yine de, 1947 yılından itibaren askeri ve 1948
yılından itibaren ekonomik yardımlar alan Türkiye'nin
1945-1950 yılları arasında reel GSMH’ sinde istenilen
büyüme sağlanamamıştır.
1950-1953 döneminde gerek tarımda gerekse sanayileşmede
önemli gelişmeler sağlanmıştır. Tarımın
makineleşmesi, kredi imkânları ve tarım için
belirlenen yüksek fiyat politikası ile birlikte iklimin
elverişli olması, bu dönemde tarım üretimini
artırmıştır. Aynı zamanda, yabancı sermaye
girişini kolaylaştırıcı uygulamalar, para
arzının artırılması, ithalatın
sınırlandırılması ve dış krediler ile
yardımlar sayesinde de hızlı bir gelişme
gözlenmiştir. Bu dönemde, büyük kamu
yatırımlarına ağırlık verilmiştir.
1954'den sonra plansız yatırımların yapılması
nedeniyle artan ithalatın finansmanında, dış
yardımlara paralel olarak döviz rezervlerinin kullanılması
sonucu zorluklarla karşılaşılmıştır.
Dış ticaret hadleri aleyhimize gelişirken, fiyatların
hızla artması ile birlikte ekonomik büyüme geçen 4
yıla göre aynı oranda olmamıştır.
Bankaların tarım ve sanayi sektörüne
açtığı kredilerin yükseltilmesi yanında
plansız yatırımların yapılması ve 1956
yılında Milli Koruma Kanunu'nun yeniden yürürlüğe
konulması sonucunda, fiyatlar üzerinde suni bir baskı
yaratılmış, enflasyon körüklenmiştir.
1958 yılında tekrar ekonomik istikrarı sağlamak için
sıkı para ve maliye politikaları ve ihracatı teşvik
tedbirleri gibi bir takım ekonomik tedbirler alındıysa da
enflasyonist gidiş önlenememiştir. Bu ekonomik koşullarda,
siyasi bunalımla birlikte 1960 yılında yeni bir Anayasa
hazırlanarak, uzun vadeli bir ekonomik planın yapılması
çalışmalarına yeniden başlanmıştır.
Bunun için ilk önce 1960 yılında Devlet Planlama
Teşkilatı kurulmuştur. Ayrıca, 1958 yılında
alınan istikrar önlemleri, 27 Mayıs 1960'dan sonra eskisinden
daha sıkı bir biçimde uygulanmaya devam etmiştir. 1962
yılında ise, bir yıl süreli bir plan
hazırlanmış ve planın başarılı olması
üzerine, bundan sonra, beş yıllık planlar hazırlanmaya
başlanmıştır.
1963-1967 yılları arasındaki Birinci Beş Yıllık
Kalkınma Planı ile 1968-1972 yıllarını kapsayan
İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, ekonomik ve
siyasi bunalımların sonunda istikrarlı bir büyüme
hızı ve kalkınma sağlanması amacıyla 15
yıllık bir perspektif içinde
hazırlanmıştır. Bu iki dönem içinde 10 adet
yıllık program da uygulanmıştır. Bu 15
yıllık perspektif içinde başlıca hedefler
şöyle sıralanabilir:
Yılda %7'lik bir büyüme sağlanması.
İstihdam sorunun çözümlenmesi.
Dış ödemeler dengesinin sağlıklı bir yapıya
kavuşturulması.
Her alanda yeterli sayıda ve üstün nitelikli bilim adamı ve
teknik eleman yetiştirilmesi.
Bu hedeflerin sosyal adalet ilkesiyle uyumlu bir biçimde
sağlanması.
Bu hedefler çerçevesinde ele alınan Birinci Beş
Yıllık Kalkınma Planı'nın
yürürlüğe konulmasıyla, ithal ikameci sanayileşme
de yeni bir evreye girmiştir. Sıkı maliye ve para
politikaları, kaynakların tam olarak kullanılmasına ve en
iyi biçimde tahsisine engel olan enflasyonist ve deflasyonist
eğilimlerin gelişmesini önleyecek biçimde tespit
edilmiştir.
Kamu yatırımlarının, vergiler, kamu
teşebbüslerinin yaratacağı fonlar ve dış âlemden
sağlanacak kaynaklar gibi gerçek tasarruflarla finanse edilmesi
öngörülmüştür. Ayrıca, para ve kredi
politikaları, özel sektör yatırımlarının
gerçek kişi ve kurum tasarrufları ile finansmanını
mümkün kılacak biçimde tespit edilmiştir. Bu
planın öngördüğü dönem sonunda Türk
ekonomisinde şu gelişmeler olmuştur:
Sanayi için yıllık %12,3 gelişme hızı
öngörülmüş, bu oran %10,6 olarak
gerçekleşmiştir.
Dış finansman kaynaklarının hedeflenen
ölçüde sağlanamamış olması ve tarım
kesiminin gelişiminin büyük ölçüde hava
şartlarına bağlı bulunması nedeniyle %7'lik
büyüme hızına ulaşılamamış, yılda
ortalama %6,5 oranında büyüme gerçekleştirilmiştir.
Toplam yatırımların GSMH içindeki payı
başlangıç yılı olan 1963'te %18'e
yükselmiştir.
Kamu gelirleri artmış olmakla birlikte öngörülen
seviyeye ulaşılamamış; bu da kamu harcamalarının
kısılması sonucunu doğurmuştur. Ödemeler dengesi
açığı ise, ihracatın düşünülen
seviyenin üstünde gerçekleşmesi nedeniyle plan hedefinin
altında kalmıştır.
Bu plan döneminde yatırımları ve ihracatı teşvik
amacıyla bazı kanunlar çıkarılmıştır.
Yatırımları teşvik amacıyla Gelir Vergisi Kanunu'na
eklenen bazı maddelerle kalkınmada öncelikli yörelerde daha
yüksek oranlarda yatırım indirimi uygulamasına
başlanmış ve Vergi Usul Kanunu'na eklenen bir madde ile
hızlandırılmış amortisman yöntemine
geçilmiştir.
Yatırımlarda kullanılacak hammaddelerin ithalatını kolaylaştırıcı
gümrük indirimleri gibi kolaylıklar
sağlanmıştır. İhracatı teşvik için
ise, ihracatta vergi iadesi uygulaması
başlatılmıştır.
1968-1972 yılları arasında uygulaması
gerçekleştirilen İkinci Beş Yıllık
Kalkınma Planını birinci plandan farkı çok kesimli
olmasıdır. Tarım, madencilik, imalat sanayi, inşaat,
hizmetler ve kamu kesimi tek tek ele alınırken, plan ulusal ve
uluslararası kesim olmak üzere ikiye ayrılmıştır.
Bu planın amacı, Türk ekonomisinde hızlı bir
gelişme sağlamak ve bu gelişmeyi sürekli hale getirmektir.
Ayrıca, bu planın birinci plandan farklı olarak sanayi
sektörüne özel bir önem verdiği
görülmektedir.
İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda sanayi
sektörü, ekonomik büyüme için
"sürükleyici sektör" konumuna geçmektedir. Bu
plan döneminde, bir taraftan "ithalat" yerine "yerli
üretim" ikame edilirken, diğer taraftan "ara mallar"
üretimi önem kazanmıştır. Ayrıca, vergi iadesi,
döviz tahsislerine öncelik tanınması gibi ihracat
teşviklerine önem verilmiş, ihracatçı birlikleri
kurulmuştur.
Birinci ve ikinci planda öngörülen kalkınma
hızları eşit olmakla birlikte, Birinci Plan'da hizmetler kesimi
için öngörülen kalkınma hızı %7,2'den
%6,8'e indirilmiştir. Her iki planda temel sektörlerin payları
öngörülen yönde gelişmekle birlikte beklenenden daha
düşük seviyede olmuştur.
Yatırımların sektörlere dağılımına
baktığımızda, ikinci planın imalat sanayi,
ulaştırma ve turizm yatırımlarına
ağırlık verdiği görülmektedir.
Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı
1973-1977 yıllarını kapsamakta ve 15 yıllık uzun
dönemli bir perspektifin üçüncü
kısmını oluşturmaktadır.
Türkiye ile AT arasında 1963 yılında imzalanan
Ortaklık Anlaşması'nın 1 Ocak 1973 yılında kanuni
olarak yürürlüğe girmesi ile birlikte gümrük
indirimlerinin gerçekleşmesi ve geçen on yıllık
dönem içinde ulaşılan sonuçlar ve
karşılaşılan sorunlar, özellikle sanayide hedeflenen
artış hızının gerçekleştirilememesi,
belirli bir yapısal değişikliği zorunlu
kılmıştır. Bu yüzden plan 15 yıllık bir
perspektif içerisinde değil, yeniden hazırlanan ve 22
yılı kapsayan yeni bir stratejinin ilk dilimi olarak
hazırlanmıştır. 1973-1995 yıllarını kapsayan
bu yeni stratejiyle ulaşılmak istenen başlıca hedefler
şunlardır:
GSMH’ nin yılda ortalama %9 dolayında artması.
Sanayinin milli gelir içindeki payının %23'ten %40'a
çıkarılması, buna karşılık tarım
kesiminin payının %28'den %10'a indirilmesi.
Toplam çalışanlar içinde sanayi kesiminin
payının %11'den %22'ye yükseltilmesi, tarım kesiminin
payının ise %60'tan %20'ye düşürülmesi.
Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Plan
döneminin belirgin niteliklerinden birisi, başta altyapı olmak
üzere, ekonominin darboğazlara girmesidir. Bunun temelinde 1960-1973
döneminde kesintisiz büyümeyi sağlayan ithal ikameci
stratejilerin bulunduğu görülmektedir. İthal ikameci
politikalar. dayanıksız tüketim mallarına
(işlenmiş gıda ürünleri, tekstil gibi) yönelik
olduğu sürece büyüme devam etmiş, fakat
1960'ların ortalarından itibaren ithal ikameci politikalar
dayanıklı tüketim malları (taşıtlar, beyaz
eşya gibi) ve ara mallar (çelik, rafine edilmiş
ürünler, petrokimya ürünleri gibi) hedef
alındığında elde edilen sonuçlar tatmin edici
olmaktan uzak kalmıştır.
Sınırlı iç piyasa ve ihracata yönelmedeki
yetersizlik, sermaye yoğunluğu daha yüksek
yatırımlardaki artış ve sınırlı kapasite
kullanımları, büyüme hızının
sürdürülmesini gittikçe daha yüksek maliyetli hale
getirmiştir.
1973-1974 yılları arasında dört katına
çıkan petrol fiyatları Türkiye'yi derinden
etkilemiştir. Ardı ardına gelen hükümetler, birinci
petrol şokundan önce yavaşlama eğilimine giren ekonomik
büyüme hızını artırmak için, en
azından başlangıçta, genişletici politikalar
izlemişlerdir. Kamu sektörü yatırımları
hızla büyümüştür. Ancak, aynı dönemde
tüketim sınırlanamadığından, bu politika, reel
olarak %8 gibi bir büyüme sağlanmasına rağmen
istikrarsızlığa sebep olmuştur.
1970'lerin sonuna doğru ulusal tasarruflar ve yatırımlar
arasındaki uçurum genişlemiştir. İthalat, durgun
ihracat karşısında hızla
büyümüştür. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin
dengesi çarpıcı bir şekilde bozulmuştur. Bunun
sonucunda bütçe açığı
büyümüş ve enflasyonda hızlı bir artış
olmuştur. Cari işlemler dengesi önemli ölçüde
açık vermiştir. Bu açık, 1977'de GSMH’ nin
%8'ine ve döviz gelirlerinin %92'sine ulaşmıştır. Bu
açıklar özel yabancı sermaye ve rezervlerle finanse
edilmiştir. Fakat bu finansman şekli, dış
borçların artması, borçlanma yapısının
bozulması ve konvertibl döviz rezervlerinin azalması
şeklinde üç alanda kötüleşmeye neden
olmuştur. Bu ekonomik dengesizlikler sonucunda 24 Ocak 1980 Ekonomik
İstikrar Kararları alınmıştır.
1980
- 1982 YILLARINDA TÜRKİYE
EKONOMİSİ
Yaşanan ekonomik
dengesizlikler sonucunda alınan 24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar
Kararları ile ihracatın ve döviz gelirlerinin
artırılması, enflasyonun kontrol altına alınması
ve ekonominin dışa açılarak uluslararası rekabet
ortamına uygun dinamik bir yapıya kavuşturulması
amaçlanmıştır. İstikrar Programı ile
öngörülen başlıca tedbirler şunlardır:
Döviz gelirlerini artırıcı tedbirler.
İthalatın libere edilmesine yönelik tedbirler.
Fiyat oluşumu ile ilgili tedbirler.
Yabancı sermaye ile ilgili tedbirler.
İdari tedbirler.
Para politikası ile ilgili tedbirler.
Döviz Gelirlerini Artırıcı Tedbirler
24 Ocak 1980 tarihinde, Türk Lirası, Dolar karşısında
yaklaşık %49 oranında devalüe edilerek Dolar kuru 47 TL'den
70 TL'ye çıkarılmıştır. 1 Temmuz 1981'den sonra
ise günlük kur ayarlamalarına başlanmıştır.
İhraç ürünlerimize dış pazarlarda rekabet
gücü kazandırılması ve ihracatta sanayi mamullerinin
payının artırılması amacıyla, yeni teşvikler
uygulamaya konmuştur. Bu çerçevede ihracatta vergi iadesi
sistemi yeniden gözden geçirilmiştir.
İhracatçıların döviz tutma yetkisi
(kazandıkları dövizin %50'sini kendileri ya da diğer
üreticilerin girdi ithalatında kullanma olanağı)
kapsamı genişletilmiştir. İhracata yönelik
üretimde kullanılacak girdilerin ithalatı gümrük
vergisinden muaf tutulmuştur. T.C. Merkez Bankası nezdinde
"İhracatı Teşvik Fonu" kurulmuş, teşvik
belgesi alan ihracatçılara bu fondan kredi
sağlanmıştır.
Ticari bankaların kredilerinin %15'ini sınaî ürün
ihracatında kullanmaları zorunluluğu getirilmiştir.
İhracatta kullanılmak üzere yurtdışından
getirilen prefinansman dövizlerine, döviz cinslerine göre
"Libor" faiz oranları ve azami %1,25'e kadar "faiz
farkı (spread)" verilebilmesine olanak sağlanmıştır.
Ayrıca ihracatın artırılması amacıyla serbest
bölge, gümrüksüz antrepo kurulması ve işlemlerin
kolaylaştırılması yönünde önlemler
alınmıştır.
Bu uygulamalar sonucunda ihracat gerek döviz getirisi
açısından gerekse miktar açısından
üç yılda iki katına yakın artmış,
ihracatın GSMH içindeki payı 1979'da %4,1'den 1982'de %10,5'e
yükselmiştir.
İthalatın Libere Edilmesine Yönelik Tedbirler
İthalatta alınan damga vergisinin oranı %25'den %1'e
indirilmiştir. 1981 yılında "Tahsisli İthal
Malları Listesi" uygulamadan kaldırılmış, I ve II
sayılı Liberasyon Listelerinin kapsamı
genişletilmiştir. İthalatta alınan teminat oranları
düşürülmüş ve tahsili konusunda bazı
kolaylıklar sağlanmıştır. Liberasyon listelerinden
ithalatçıların 20 bin dolara, sanayicilerin 40 bin dolara,
imalatçı-ihracatçıların ise 10 bin dolara kadar
olan taleplerinin, ithal müsaadesi düzenlenmeksizin, doğrudan
yetkili bankalara yapılmasına ve transferlerin de bu bankalarca
yerine getirilmesine imkân sağlanmıştır.
Fiyat Oluşumuna İlişkin Tedbirler
24 Ocak kararlarının en önemli ve belirleyici
öğelerinden biri fiyat politikalarının piyasa
koşullarında belirlenmesidir. Bu çerçevede fiyat
denetimi ile ilgili komisyonun görevine son verilmiştir. Kamu
kesiminin ürettiği mal ve hizmetlerin fiyatı %100-400
arasında artırılarak, temel malların kapsamı
sınırlanmıştır.
Gübre, kömür, elektrik, demir ve denizyolu "yük"
taşımacılığı dışında kalan
tüm mal ve hizmetlerin fiyatının ilgili kamu kuruluşu
tarafından serbestçe saptanabilmesine imkân tanınmıştır.
İstikrar programında iç pazarın rekabete
açılmasının gerekliliği belirtilmiştir.
Programın belirleyici özelliklerinden biri de işgücü
ve sermaye gibi temel üretim faktörlerinin fiyatının piyasa
koşullarına göre belirlenmesidir. Ücretler, istikrar programının
uygulandığı ilk iki yılda gerilemiştir.
Yabancı Sermaye ile İlgili Tedbirler
Yabancı sermaye girişini özendirmek amacıyla ise
yönetimsel ve yasal düzenlemelere gidilmiştir. Yabancı
Sermayeyi Teşvik Kararı (6224 sayılı) ve
Çerçeve Kararnamesi doğrultusunda daha sonra
çıkarılan kararlarla yabancı sermaye teşvik
edilmiştir. 1980'de 97 milyon Dolar olan yabancı sermaye girişi
izni, 1981 yılında 337 milyon dolara yükselmiştir.
Para Politikası ile İlgili Tedbirler
Faiz oranlarının piyasa koşullarına
bırakılması ile faiz oranları hızla artmış,
1 Temmuz 1980 tarihinden sonra kredi faizleri ile vadeli tasarruf mevduatı
faizleri tümüyle serbest bırakılmıştır. 24
Ocak İstikrar Programı'nda hedeflendiği gibi para arzı
artış oranı ilk üç yılda giderek azaltılmıştır.
Bunda Merkez Bankası kredilerinin önceki yıllara oranla daha az
kullanılması etkili olmuştur.
Bankalar sistemi aracılığı ile kaynak yaratılmaya
başlanmasıyla kamu kesimi yerini özel sektöre
bırakmaya başlamıştır. GSMH içerisinde kamu
harcamalarının oranı %27-28'den, %20-21 dolayına
inmiş, kamu gelirlerinin GSMH'ye oranı da vergi düzenlemeleri
sonucu %18 dolayına yükselmiştir.
1 Ocak 1981'de yürürlüğe giren yeni vergi
düzenlemeleriyle gelir dilimleri yeniden düzenlenerek ücretli
kesim üzerindeki vergi yükü azaltılmıştır.
Sermaye ortaklıkları, kooperatifler ve vakıf gibi
kuruluşlardan alınan vergilerde de yeni düzenlemeler
yapılarak ortaklıkların pay sahiplerine
dağıttıkları karlar üzerinden alınan vergi
oranları azaltılmıştır.
İhracata yönelik mal ve hizmetleri üretenler ve
ihracatçılar için özel istisna ve
bağışıklıklar getirilmiştir. Ek olarak,
taşınmaz mal alım-satımıyla, dayanıklı
tüketim mallarının alım-satım vergisi ve
yıllık vergiler artırılmıştır.
1983 – 1987 YILLARINDA TÜRKİYE EKONOMİSİ
1984 yılında, kur
politikalarında esneklik sağlanmıştır.
Bankaların, alış ve satış kurlarının, T.C.
Merkez Bankası'nca günlük olarak belirlenen esas kurun
dövizlerde %6, efektiflerde ise %8 altında veya üstünde
belirlenmesine izin verilmiş, ancak döviz alış ve
satış kurları arasındaki farkın %2'yi
aşmaması şart koşulmuştur.
1985 yılı Haziran ayında ise, bankalar kur tespiti konusunda
tamamen serbest bırakılmıştır. Ancak, 1986
yılı başlarında bu serbesti daraltılmış ve
bankalar tarafından belirlenecek kurların T.C Merkez Bankası
kurlarının %1 altında ya da üstünde olması
öngörülmüştür.
1986 yılının sonlarına doğru kur belirleme sistemi
yeniden gözden geçirilmiş ve bankaların, döviz
satış kurunda T.C. Merkez Bankası kurunu aşmamak
koşuluyla, döviz alış kurlarını serbestçe
belirleyebilecekleri açıklanmıştır.
Türkiye, 1985 yılında GATT'ın Sübvansiyon Kodu
Anlaşması'nı imzalamış ve bu anlaşma
gereğince de ihracatta doğrudan teşviklerin
azaltılmasına başlanmıştır. İhracatta vergi
iadesi oranları kademeli olarak indirilmeye başlanmış ve
1989 yılında vergi iadesi sistemine son verilmiştir. 1984
yılında "Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu"
kurulmuş, 1986 yılı sonunda ise bu uygulamaya son
verilmiştir.
1980 yılında T.C Merkez Bankası nezdinde kurulan "Destekleme
ve Fiyat İstikrar Fonu" ihracatın doğrudan teşvikinde
en önemli araç olmuştur. 1992 yılı
başlarında bu uygulama da son bulmuştur.
1986 yılında yürürlüğe giren "İhracat
Reeskont Kredisi"nden dış pazar bilgi ve deneyimine sahip
ihracatçı veya imalatçı-ihracatçılar
yararlandırılmıştır. Söz konusu kredi,1989
yılında yürürlükten
kaldırılmıştır. "İhracatta Vergi, Resim ve
Harç İstisnası" ile "İhracat
Karşılığı Dövizlerden Mahsup" şeklindeki
teşvik tedbirlerinin uygulaması bu dönemde de devam
etmiştir.
1987 yılında tüzel kişiliği aynen devam etmek
üzere, Devlet Yatırım Bankası'nın, özel hukuk
hükümlerine tabi bir anonim şirket haline
dönüştürülerek "Türkiye İhracat Kredi
Bankası" unvanını taşıması hükme
bağlanmıştır. Bu dönemde ithalat rejiminde önemli
değişiklikler yapılmıştır. 1984 yılında
I ve II sayılı Liberasyon Listeleri yürürlükten
kaldırılmış ve tamamen yeni bir sisteme
geçilmiştir. Yeni sistemde ithali yasak olan mallara
"İthaline Müsaade Edilmeyen Mallar Listesi"nde yer
verilirken, ithali izne tabi mallar "Müsaadeye Tabi Mallar
Listesi"nde gösterilmiştir. Söz konusu listelerin
dışında kalan malların ithali ise serbest
bırakılmıştır.
Ayrıca "Fona Tabi Mallar Listesi"
açıklanmış ve bu listede yer alan malların ithali
sırasında alınan fon tutarlarının Toplu Konut Fonu'na
yatırılması öngörülmüştür. Daha
sonraki dönemlerde ithali yasak mallar, uyuşturucu maddeler
başta olmak üzere bir kaç kalemle
sınırlandırılmıştır. Benzer şekilde
Müsaadeye Tabi Mallar Listesi'nin kapsamı daraltılmış,
1990 yılında ise uygulamadan kaldırılmıştır.
1983 yılından sonra kambiyo rejiminin serbestleştirilmesi
konusunda önemli gelişmeler sağlanmış,
kısıtlama ve yasakların büyük bir
bölümü kaldırılmıştır. Bu konuda ilk
adımı 7.7.1984 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Türk
Parasının Kıymetini Koruma Kanunu (TPKK) hakkında 30
sayılı Karar oluşturmuş; ikinci ve en önemli adım
ise 11.8.1989 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 32 sayılı Karar
olmuştur. 30 sayılı Kararı yürürlükten
kaldıran 32 sayılı Kararın bazı maddelerinde de daha
sonra bazı değişiklikler yapılmıştır.
Bu dönemde kambiyo rejiminde yapılan başlıca
değişiklikler şunlardır: Türkiye'ye döviz ithali
tümüyle serbest bırakılmıştır.
Türkiye'de yerleşik kişilerin döviz bulundurmaları,
hesap açmaları, döviz satın almaları serbest bırakılmıştır.
Kıymetli maden, taş ve eşyaların, dış ticaret
rejimi esasları dâhilinde, Türkiye'ye ithali ve ihracatı
serbest bırakılmıştır.
Ekonominin tümünü kapsayan bu İstikrar Programı
başarıyla uygulanmış ve 1980-1987 döneminde olumlu
gelişmeler kaydedilmiştir. Bu gelişmeler şu şekilde
özetlenebilir; 1980 yılında reel GSMH büyüme
oranı negatif %2,3 (yeni seri) iken, 1982 yılında %3,1, 1984
yılında %7,1, 1985 yılında %4,3 olarak
gerçekleşmiştir.
1986 yılında iç talepteki artış ve petrol
fiyatlarındaki düşmenin yarattığı uygun
koşulların da katkısıyla büyüme hızı
hedefin üzerinde gerçekleşmiştir. Bu süreç,
1987 yılında da devam etmiş, 1986 yılında %6,8'i bulan
büyüme hızı izleyen yıl %9,8 olmuştur. Ekonomik
büyüme oranlarında görülen bu artış, kamu
kesimi yatırım-tasarruf farkının artmasına neden
olmuştur.
Kamu kesiminin borçlanma gereği ise 1980 yılında
GSMH'nın %8,8'i (yeni seri) iken 1983 yılında GSMH'nın
%6'sı, 1986 yılında GSMH'nın %3,7'si 1987 yılında
ise GSMH'nın %6,1'i olarak gerçekleşmiştir. Bu
dalgalanma, piyasalarda arz-talep dengesizlikleri yaratarak enflasyon
haddlerinin yükselmesine neden olmuş ve 1981-1987 yılları
arasında deflâtör ortalama olarak %38 artarken, 1988
yılında %69,7 seviyesine çıkmıştır.
Kişi başına milli gelir ise 1980 yılında 1.539 dolar
iken 1987 yılında 1.636 dolara yükselmiştir. 1980
yılında %17,2 (yeni seri) olan kamu gelirlerinin GSMH içindeki
payı 1983 yılında %16,5, 1985 yılında %13,0 ve 1987
yılında %13,9 olarak gerçekleşmiştir. 1980
yılında %20,3 (yeni seri) olan kamu harcamalarının GSMH
içindeki payı 1983 yılında %18,8, 1985 yılında
%15,3 ve 1987 yılında %17,4 olarak gerçekleşmiştir.
1980'li yıllarda uygulanan liberal politikalar sonucunda dış
ticaret hacmimiz hızla genişlemiştir. 1980 yılında 2.9
milyar dolar olan ihracatımız 1987 yılında 10.2 milyar
dolara ulaşarak yaklaşık 4 kat artmıştır.
İhracatın ithalatı karşılama oranı ise 1980
yılında %30 seviyesinden 1987 yılında %72'ler seviyesine
yükselmiştir. İhracatımızdaki kompozisyonda da
hızlı bir değişim meydana gelmiş ve sanayi
ürünleri ihracatı hızla artarak toplam
ihracatımız içerisindeki payı %70'ler seviyesine
yükselmiştir.
İhracatın pazar açısından analizi
yapıldığında ise en büyük pazarın Avrupa
Birliği ülkeleri olduğu görülmektedir.
Türkiye'nin ithalatı ise 1980-1987 döneminde, 1982 ve 1986
yılları dışında devamlı artmıştır.
1986 yılında ise petrol fiyatlarında meydana gelen
düşüşten dolayı azalmıştır. 1980
yılında 7.9 milyar dolar olan ithalat 1987 yılında 14.2
milyar dolara yükselmiştir. İthalatın içerisinde en
büyük paya hammadde ithalatı sahip olup, AB ülkelerinden
yapılan ithalat toplam ithalat içerisinde ilk sırayı
almaktadır.
1978, 1979 ve 1980 yıllarında Paris'te OECD üyesi ülkeler
ve Japonya ile imzalanan ertelemeler dış borç stokumuza ek
yük getirmiş, bunun sonucunda 1982 yılında dış
borç stoku 17.6 milyar dolara yükselmiştir. 1982
yılından itibaren dış borçlar devamlı
artmış ve 1987 yılında 40.3 milyar dolara
yükselmiştir.
1980 sonrası dönemde, kamu açıklarının Merkez
Bankası kaynaklarıyla finanse edilmesinin enflasyon üzerindeki
olumsuz etkileri nedeniyle, genelde iç borçlanma yolu tercih
edilmiştir. Özellikle 1984 yılından sonra iç
borçlar giderek artış göstermiştir. 1980
yılında 721 milyar TL olan iç borç stoku 1987
yılında 17.2 trilyon TL olarak gerçekleşmiştir.
1971-1980 döneminde Türkiye'ye gelen toplam yabancı sermaye
tutarı 100 milyon dolar civarında iken, 1980 yılından
itibaren hızla artmıştır. 1981 yılında izin
verilen yabancı sermaye tutarı 337 milyon dolar iken bu tutar 1987
yılında 655.2 milyon dolara yükselmiştir.
1980 yılında %8,5 olan hizmetler sektörünün toplam
yabancı sermaye izinleri içerisindeki payı, 1987
yılında %52,9'a yükselmiştir. Fiili yabancı sermaye
girişi ise 1980 yılında 35 milyon dolar iken 1987
yılında 239 milyon dolara yükselmiştir. Yabancı
sermayeli kuruluşların sayısı ise 1980 yılında 78
iken 1987 yılında 836'ya yükselmiştir.
1980 sonrasında sermaye piyasasında da önemli gelişmeler
yaşanmıştır. 1981 yılında 2499 sayılı
Sermaye Piyasası Kanunu yürürlüğe konulmuştur.
1982 yılında Sermaye Piyasası Kurulu oluşturulmuş,
1986 yılı başlarında ise İstanbul Menkul
Kıymetler Borsası faaliyete geçmiştir.
1987 - 1993 YILLARINDA
TÜRKİYE EKONOMİSİ
1986-1989 döneminin ilk
yarısında ekonomide canlılık, ikinci yarısında
ise durgunluk görülmüştür. 1986 yılında
iç talepteki artış, petrol fiyatlarındaki
düşmenin yarattığı uygun uluslararası
koşulların da katkısıyla, ekonominin hedeflenen uzun
dönem büyüme hızının üzerinde
büyümesine yol açmıştır. Bu süreç,
1987 yılında da devam etmiş ve büyüme hızı
%9,8 olarak gerçekleşmiştir.
Ekonomik büyüme oranlarında görülen bu yükselme,
özellikle kamu kesimi yatırım-tasarruf farkının
artmasına neden olmuş ve sonuçta kamu kesiminin
borçlanma gereği 1986 yılında GSMH'nın %3,6'sı
iken, 1987 yılında %6,1'ine ulaşmıştır. Bu durum,
piyasalarda arz-talep dengesizliklerine yol açarak enflasyon
oranının yükselmesine neden olmuş ve 1981-1987
yılları arasında deflâtör ortalama olarak %38
artarken, 1988 yılında %72,3 seviyesine
çıkmıştır. Yine aynı şekilde, toptan
eşya fiyat endeksi bu dönemde ortalama %35,6 artarken 1988
yılında %68,3 düzeyine yükselmiştir.
İç borç stoku 1988 yılında 28.4 trilyon TL,
dış borç stoku ise 41 milyar dolar olarak
gerçekleşmiştir. 1987 yılında Türkiye'nin
ihracatı 10 milyar dolar, ithalatı ise 14 milyar dolar olarak
gerçekleşmiş ve dış ticaret
açığı 4 milyar dolara ulaşmıştır. Bu
yıl cari işlemler dengesindeki açık 1986 yılına
göre bir düşüş kaydederek 806 milyon dolara
inmiştir.
Ekonomideki dengesizlikleri gidermek amacıyla 1987 yılı sonunda
kamu tarafından üretilen mal ve hizmetlerin fiyatları
önemli ölçüde yükseltilmiş ve piyasalardaki
dengenin yeniden kurulabilmesini sağlamak üzere Şubat 1988'de
bir dizi önlemler alınmıştır. Bu önlemlerin
amacı, Türk Lirası cinsinden tutulan tasarrufların
çekiciliğini ve dolayısıyla Türk Lirası'na olan
talebi artırmak, ithalatı frenlemek, ihracatı tekrar
canlandırmak ve kamu harcamalarını kısarak ekonomideki
aşırı ısınmayı gidermek şeklinde
özetlenebilir.
Kamu açıklarını kısmak için kamu yatırımlarının
azaltılması, özel kesimin üretim ve yatırım
kararlarını da olumsuz etkilemiştir. Faizlerin yükselmesi
ise finansman maliyetlerini artırıcı ve üretimi
yavaşlatıcı bir etken olmuştur.
1988 yılında reel GSMH büyüme hızı %1,5 olarak
gerçekleşmiştir. Reel GSMH büyüme
hızının 1987 yılına göre bu denli
düşüşünün en önemli nedeni; sanayi
sektörü ve hizmetler sektörünün büyüme
hızlarındaki gerilemedir. Ayrıca KİT
ürünlerindeki fiyat ayarlamalarının büyük
ölçülerde ve şok biçiminde olması,
ekonomideki enflasyonist beklentileri artırmıştır.
Böylece ekonomi, 1988 yılının ikinci yarısından
itibaren, özellikle imalat sanayisinde belirginleşen bir
durgunluğa girmiş ve daralan iç talebin etkisi ile ortaya
çıkan tasarruf fazlası 1.6 milyar dolar cari işlemler
fazlasına dönüşmüştür.
1988 yılında Türkiye'nin dış ticaretine
bakıldığında; ihracatın 11.6 milyar dolar,
ithalatın ise 14.3 milyar dolar düzeyinde
gerçekleştiği görülmektedir. 1988 yılında
cari işlemler dengesinin fazla vermesinde, bir önceki yıla
kıyasla dış ticaret açığının
önemli ölçüde azalması ve turizm gelirleri ile
diğer mal ve hizmet gelirlerinin (yurtdışı
müteahhitlik hizmetleri, navlun gelirleri gibi) önemli
ölçüde artış göstermesi etken olmuştur.
Kamu kesimi borçlanma gereğinin GSMH'ye oranı 1988
yılında %4,8 oranında gerçekleşmiştir.
1988 yılına kadar bu politikaları başarıyla uygulayan
Türkiye, mevcut kurulu kapasitesini artıramaması ve kısa
ömürlü sermaye stokunu yenileyememesi nedeniyle dur-kalk diye
tanımlanabilecek istikrarsız bir büyüme ortamına
girmiştir.
1988 ve sonrasında, ödemeler dengesindeki olumlu gelişmeler
dışında, işsizlik yüksek seviyesini korumuş,
bütçe açıkları artmış ve buna paralel
olarak fiyat artışları hızlanmıştır. 1989
yılında bu gelişmeler paralelinde toptan eşya fiyatları
endeksi %63,9 oranında artarken, reel GSMH büyüme hızı
%1,6 oranında gerçekleşmiştir.
Plan döneminin son yılında, kamunun, alt yapı
yatırımlarında belli hedeflere ulaştıktan sonra bu
alana yönelik kaynak tahsislerini azaltması, cari işlemler
dengesinde elde edilen fazla, yeni bir ekonomik döneme geçişe imkân
vermiştir. 1989 yılı bu durumu itibariyle bir geçiş
yılı olma özelliğini taşımaktadır. Bu
yılda kamu kesimi borçlanma gereğinin GSMH'ye oranı
%5,3'e yükselmiştir.
Kamu kesimi borçlanma gereğinin artışının en
önemli nedeni KİT'lerin borçlanma gereğindeki
artıştır. Ücretlerin yükselmesi, tarım
ürünleri stoklarının artması, bütçeden yapılan
transferlerin azalması ve bunun yanında artan faiz yükü,
KİT'lerin borçlanma ihtiyacını
artırmıştır. 1989 yılında iç borç
stokunda 1988 yılına göre önemli bir artış
olmuş ve iç borç stoku 42 trilyon TL'ye
ulaşmıştır. Dış borç stoku ise 42 milyar
dolar olmuştur.
1989 yılında ihracat bir önceki yıla göre aynı
seviyesini koruyarak 11.6 milyar dolar olarak gerçekleşmiş,
ithalat ise yükselme eğilimini sürdürerek 15.8 milyar dolar
olmuştur. Bu durum, dış ticaret
açığımızın artmasına neden olmuştur.
Dış ticaret açığındaki önemli
artışa karşın, görünmeyen işlem gelirlerinde
sağlanan olumlu gelişmeler sonucunda cari işlemler dengesi, 1989
yılında da 961milyon dolar fazla vermiştir.
1989 yılında büyüme hızının
konjonktürel olarak düşük olması ile birlikte,
tarım sektöründen elde edilen gelirdeki artış ve
uygulanan bazı tedbirler sonucunda 1990 yılında reel GSMH
artış hızı, %9,4 olarak gerçekleşmiştir.
Bu denli yüksek büyüme hızının yanı
sıra, aynı yıl Körfez Krizi'nin de etkisiyle Ekim 1990'da
petrolün varilinin 15 dolardan 31 dolara çıkması,
ithalatı önemli ölçüde
artırmıştır. Bu gelişmeler sonucunda, 1990
yılında toptan eşya fiyatları endeksi bir önceki
yıla göre düşüş kaydederek %48,6 düzeyinde
gerçekleşmiştir.
İç talepteki canlılık, 1990 yılında
tüketici fiyatlarının, toptan eşya fiyatlarından daha
hızlı artmasına neden olmuştur. Bu yıl. tüketici
fiyatları endeksi %60,4 oranında artmıştır. Diğer
önemli bir özellik ise, bütçe
açıklarının finansmanının dış
borçlanmanın yanı sıra yüksek düzeylerdeki iç
borçlanma ile sağlanmış olmasıdır. 1990
yılında iç borç stoku 57 trilyon TL'ye, dış
borç stoku ise 49 milyar dolara yükselmiştir. Kamu kesimi
borçlanma gereğinin GSMH'ye oranı %7,6 olarak
gerçekleşmiştir.
1990 yılı sonunda ihracat 12.9 milyar dolar, ithalat ise 22.3 milyar
dolar olarak gerçekleşmiş ve dış ticaret
açığı 9.3 milyar dolara ulaşmıştır.
Dış ticaret açığındaki bu büyük
artış nedeniyle cari işlemler dengesi 2.6 milyar dolarlık
açık vermiştir. Ayrıca, petrolünü
büyük ölçüde Irak'tan alan Türkiye, boru
hattının kapatılmasıyla öncelikle Irak'ın
üçüncü ülkelere sattığı petrolden
sağladığı navlun gelirlerinden mahrum kalmıştır.
Körfez Savaşı'nın olumsuz etkileri sonucunda 1991
yılında büyüme hızında bir yavaşlama
görülmüştür. Bu yıl, reel GSMH büyüme
hızı, 1990 yılına göre çok büyük bir
düşme kaydederek %0,3 oranında gerçekleşmiştir.
Körfez Krizi, Ortadoğu ülkelerine yapılan nakliye
faaliyetlerini olumsuz etkilemiştir. Yoğun rezervasyon iptalleri
sonucunda turizm sektörü durgunluğa itmiştir.
Bu dönemde, bankaların kredi faiz oranlarını
yükseltmeleri sonucunda kredi talebi ve kullandırılabilir
miktarlar azalmıştır. Yüksek düzeydeki para talebi ve
para çekilmeleri de bankalardaki mevduat düzeyinde reel olarak
%9'luk bir düşüşe yol açmıştır. Bu
dönemde iç borç stoku 94 trilyon TL, dış
borç stoku ise 50 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.
Kamu kesimi borçlanma gereğinin GSMH'ye oranı da %10,3'e
yükselmiştir.
Enflasyon, 1991 yılında da yükselmeye devam etmiş, toptan
eşya fiyat endeksi %59,2, tüketici fiyat endeksi %71,1 oranında
artmıştır. Körfez Krizi nedeniyle sağlanan hibelerden
1990 yılında 745 milyon dolar, 1991 yılında ise 1.785
milyar dolarlık giriş olmasına rağmen Merkez Bankası
rezervleri önemli kayba uğramış, kısa vadeli
dış borçların ödenmesinde zorluklar olmuştur.
1990 yılında dış ticarette görülen olumsuz
gelişmeler 1991'de tersine dönmüştür. Yıl
içinde ekonomideki durgunluk nedeniyle iç piyasanın
daralması ve döviz kurlarının bir önceki yıla
göre daha hızlı yükselmesi, ihracatı sürekli
uyarırken, aynı nedenlerle ithalatta önemli bir yavaşlama
meydana gelmiştir.
1991 yılında ihracatımız 1990 yılına göre
%4,9'luk bir artışla 13.6 milyar dolara yükselirken
ithalatımız ise %5,6'lık bir azalışla 21 milyar dolara
gerilemiştir. Cari işlemler dengesi ise 258 milyon dolar fazla
vermiştir. Bu gelişmelerden sonra 1992 yılında ekonomide
iyileşme belirtileri görülmeye başlanmıştır.
1992 yılında reel GSMH'da elde edilen %6,4'lük artış
hızı, Türkiye ekonomisinin uzun dönemli ortalama
kalkınma hızının üzerinde bir orandır.
Haziran 1992'de toplanan Üçüncü İzmir İktisat
Kongresi'nde de bu gelişmeler paralelinde Türkiye'nin 21. yüzyıla
gelişmiş ilk 15 ülke içinde girme hedefi ortaya
konulmuştur. Bu hedefe ulaşmanın temelinin, demokrasiyle
birlikte gelişen bir serbest pazar ekonomisi olduğu vurgulanarak
dışa açılma politikasından hiçbir taviz
vermeden, devletin ekonomiye müdahalesini asgariye indirmenin şart
olduğu belirtilmiştir.
1992 yılında Türkiye'nin ihracatı 14.7 milyar dolar,
ithalatı ise 22.9 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.
1992 yılında cari işlemler dengesi 942 milyon dolar
açık vermiştir. Bu yıl, toplam dış borç
stokumuz 55 milyar dolara, iç borç stokumuz ise 194 trilyon TL'ye
yükselmiştir. Kamu kesimi borçlanma gereğinin GSMH'ye
oranı da %10,6 olarak gerçekleşmiştir.
1992'de enflasyon artış eğilimini sürdürmüş
ve toptan eşya fiyatları endeksi %61,4, tüketici fiyatları endeksi
ise %66,0 düzeyinde gerçekleşmiştir. Altıncı
Beş Yıllık Kalkınma Planı'nın
dördüncü dilimi olan 1993 yılında, reel GSMH
büyüme hızı %8,1 olarak gerçekleşmiş ve
böylece program hedefi aşılmıştır.
1992 yılında 2.708 dolar olan kişi başına ulusal gelir,
reel olarak önemli ölçüde artmış ve 1993
yılında 3.004 dolar seviyesinde gerçekleşmiştir.
Buna karşılık kamu kesimi finansman
açığının GSMH'ye oranı yükselmiş,
dış ticaret ve cari işlemler açıkları
büyük boyutlara ulaşmıştır.
Bu yıl, kamu kesimi borçlanma gereğinin GSMH'ye oranı
%11,2 olmuştur. 1993 yılında ihracatımızda
büyük bir artış gözlenmezken ithalatımızda
önemli bir artış gerçekleşmiştir. Bu dönemde
ihracatımız 15.3 milyar dolar, ithalatımız ise 29.4 milyar
dolar olmuştur. İthalatımızdaki bu artışın
başlıca nedeni, iç talepteki canlanmadır. Ayrıca,
1993 yılında cari işlemler dengesi 6.4 milyar dolarlık
açık vermiştir. İç tasarruflar reel olarak azalmış,
önemli boyutta dış açığa karşı
yatırımların GSMH'ye oranı sabit fiyatlarla
gerilemiştir. Bu dönemde dış borç stoku 67 milyar
dolara yükselmiş, iç borç stoku ise 356 trilyon TL
olarak gerçekleşmiştir.
1993 yılında tüketici fiyatları endeksi bir önceki
yıla göre %71,1 oranında artarken toptan eşya
fiyatları endeksindeki artış %62,5 oranında gerçekleşmiştir.
Yine aynı yılda konsolide bütçe gelirlerinin GSMH'ye
oranı %17,6, konsolide bütçe giderlerinin GSMH'ye oranı
ise %24,3 olarak gerçekleşmiştir.
1993 yılında TL mevduatlarında bir gerileme
gözlenmiştir. Buna karşın, ekonomik faaliyetteki
hızlanmaya paralel olarak kredilerde kayda değer bir hızlanma
gerçekleşmiş, bu hızlanmada mevduat banka kredilerindeki
artış ana etken olmuştur.
VARLIK VERGİSİ
11 Kasım 1941 tarihinde,
özellikle gayrimüslim ticaret erbabını hedefleyen
varlık vergisi kanunu çıkartıldı. II. Dünya
Savaşı yıllarında Türkiye'de enflasyonun artması,
karaborsacılığın yaygınlaşması ve bu sayede
aşırı kazanç sağlayan bir zümrenin ortaya
çıkması ile gelişen süreçte bu
kazançların vergilendirilmesi amacıyla devlet tarafından
konan vergidir. Uygulama 1,5 yıl sürdü. Ödeme yapmayanlar
çalışma kamplarına gönderildi.